Aykırı Bir Yazı

Uyku gözlerimi yakıyor, ben Sen’i özlüyorum… Bugünden geriye doğru gidip seni tanıdığım güne kadar aldığım notlardan bakacağım falımıza, aykırı yazı demem bu yüzden.

Her yerde Sen varsın, çünkü caddelerde rüzgar var. Bu şarkıyı dinlerken kavradım her yerdeki varlığını, her yeri varlığınla doldurmuştun, sen olmuştun, ben olmuştun, biz olmuştuk.

Tılsım, Sen’sin. Hayatımdaki her şeyi değiştirmeye karar verdiğimde tılsımınla dokundun yüreğime ve dokunduğun anda değişti dünyam, değişti anım. Ve ben bu tılsımla bakıyorum şimdi yarınlarıma ve biliyorum ki yarınımda da varsın, ötemde de, her şeyimde de Sen varsın.

Etme! dedi Mevlana bize, etmedik ve birlikte soluduk bu çağlar ötesinden gelen nefesi: “Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer/ Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme.” Aşka hayret etmiyoruz artık, çünkü umuyorum biz de girdik bu kapının eşiğinden ve bahçesinde dolanıyoruz şimdi bu Yüce Mabed’in. Gözlerimizde kolluyoruz mabede gireceğimiz anı ve ben yine seni özlüyorum.

Bu şehir, gerçekten kızıl ve kısa bir saçlı kadın gibi fethediyor yüreğimi… Şehir Notları’nda yazmıştım bunu ve şimdi bir kez daha fethedilmiş gibi hissediyorum. Gönüllü teslim ettim sana yüksek surlarla çevrili kalemin anahtarlarını. Ve lütfen sev beni, özle beni.

Bu Sen’in için diyerek gönderdiğim resimlerin Dali’ye ait olmadığını söylemeseydin bana, vurmasaydın cahilliğimi yüzüme keşke. Çünkü bilmesem de kime ait olduklarını sana hediyeydi onlar, düzeltmeseydin beni, seni yine de özler miydim bilmiyorum, çünkü baktığımda karanlıkta bir çift göze, yine Sen’i görüyorum ve inadına yine seni özlüyorum.

Sen’i bulduğumda arayış biter, adayış başlar demiştim ve şimdi şu anda durduğum yerden bakınca görüyorum ki arayış bitmiş de başlamış adayışımız, sanki farkında değiliz. Adadığımız şeyler çoğaldıkça fark edeceğiz galiba bunu da. Ve ben yine seni özleyeceğim, galiba seni de seveceğim sevdiğim