Değerli sanatçımız Musa Eroğlu’nun seslendirdiği “Bana ne bahardan yazdan/Bana ne Borandan kardan/aşağıdan yukarıdan/Yolun sonu görünüyor” şeklindeki güzelim türküyü bizim gibi ellili yaşları devirmiş hemen herkes en az birkaç kez dinlemiştir.
2016 yılına adım attığımız bu Cuma gününde yurt içinde yurt dışına yaşayan herkes sabah uyandığında takvimlerin değişmesi sonucu yeni bir hayata adım atmanın mutluluğunu yaşayacağını umuyor.
Yılbaşının son günü “Balkanlardan, Türkiye’ye doğru” başlayan Kar yağışı bir taraftan yılbaşı gecesini geleneksel kar yağışı altında geçirmekten keyif alırken bir kesim de artık “dünya başkenti” olarak bilinen İstanbul’a ilk kar düşer düşmez başlayan trafik keşmekeşliği yüzünden yolları aşıp evine dönmenin mücadelesini verip durdu.
İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen “Tabiat olayları” başta ülkeyi yönetenler olmak üzere kentleri yöneticilerinin korkulu rüyasıdır, artık gelenekselleşen “İstanbul’a kar yağmazsa Türkiye’ye kar yağmış olmaz” ifadesi ister istemez yöneticileri de vaktinden önce karar almaya yönlendirdi.
Sabah saatleri itibarı ile yurdumuzda milyonlarca öğrenci okul yollarına düşüyor, Kar yağışının başlaması ile birlikte başta öğrenciler olmak üzere eğiti ile ilgili kim varsa biz gazetecilere ulaşabildikleri bütün iletişim araçları ile” Acaba yarın sabah okul varmı, Kar tatili olacak mı” sorularını yağdırır dururlar.
Çarşamba gecesini Perşembe gününe bağlayan akşam saatlerinde İstanbul’da başlayıp Kocaeli geneline doğru yağmaya başlayan kar şiddetini bir miktar yükseltince sözünü ettiğimiz iletişim araçları ile “Yüksel Bey Perşembe günü okullar tatil edildi mi” sorusunu yöneltmeye başladılar.
Böylesi durumlarda gazetecilerin silsile yolunu takip ederek İlçe milli eğitim müdürleri olmak üzere, Kaymakamlar derken iş döner dolaşır şehrin en yetkili kişisi olan Vali beyin ağzından çıkacak kelama bakar ve sonra da iş olacağına varır.
Hal böyle olunca vatandaşlarımız içinde yılbaşı daha çok “okul tatili” ile birlikte anılmaya başlayan bir “ritüel” olarak hafızalarımızda yer alır durur, içerisinde bulunulan mevcut yıldan memnun olmayan büyük çoğunluk ta böylece umduğunu bulamamanın sıkıntısı ile yeni yıla doğru güzel bir giriş yapmış olur.
Bizde oldum olası yılbaşı akşamları hep sancılı ve ikircikli yaşanmıştır, Bir kesim “Eski bir yıldan yeni bir yıla giriyoruz, dolayısı ile yeni yıla heyecanlı-sevinçli bir yıla girersek gireceğimiz yılda keyifli olur” anlayışı eğlence dolu bir geceden geçiş yapar.
Daha muhafazakar bir kesim ise yılbaşını eğlence anlayışından uzak bir şekilde “Mekke’nin fethi” olarak değerlendirir ve aynı geceyi dualar ile değerlendirme yoluna gider.
Bu ayırım bırakın şehirleri yada mahalleleri içerisinde bulunduğumuz dönemde evlerin içerisinde bile değişiklik gösteriyor, aynı aileden bir grup yukarıda belirttiğimiz gibi yılbaşını “vur patlasın-Çal oynasın” anlayışı ile geçirirken diğer kesim de son derece “mutedil” bir havada değerlendiriyor.
Kim ne yaparsa yapsın-kim nasıl bir anlayışla eski yılı uğurlayıp yeni yıla girerse girsin aslında biliyoruz ki ömrümüzden bir yıl daha gidiyor, nüfus cüzdanımız bir yıl daha yaşlanıyor.
Dolayısı ile bizim gibi yarım asırlık dönemi geride bırakanlar için takvim yapraklarından kopan her sahife “Cahit Sıtkı’nın” 35 yaş şiirindeki “Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.” mısraları ile sanıyoruz ki daha fazla ilgilidir.
Her şeye rağmen Allah’tan bugün giriş yaptığımız 2016 yılının tüm insanlığa huzur ve barış getirmesini temenni ediyoruz, Huzurlu bir dünyada fazla sorun yaşamadan geçirilecek günlerden sonra 2017 ve daha sonraki yıllarda buluşmanın heyecanını ve özlemini de yaşayacağımız günler dileği ile herkesin yeni yılını tebrik ediyoruz.