Bu Coğrafyada Tutunabilmek..

 Son dönemlerde yurt dışı bağlantılı olarak memleketin dört bir tarafında vatandaşlarımıza karşı yapılan acımasız saldırılardan anlaşılıyor ki tutunmaya çalıştığımız bu Coğrafyada bize rahat yok.
Ortadoğu ile Batı arasında her geçen gün biraz daha açılan makas dolayısı ile Batıya olan özlem sürekli artmasına rağmen bu makas kapatılamayınca Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak bilinen Türkiye’de “filler ezilir çayır ezilir” misali pek çok olumsuzlukla karşı karşıya kalıyor.
Tutunmaya çalıştığımız ve yurt edindiğimiz bu coğrafyada kalabilmek adına yıllar yılı verdiğimiz kayıplar bırakın azalmaya sürekli artmaya başlayınca hem iç hem de dış siyasetimize yeniden bir yön vermek durumu ile karşı karşıya kalmış vaziyetteyiz.
Vatandaşımız oldum olası Batının özlemini çekiyor, hayallerini süsleyen hayat standardının Batı ülkelerinde olduğunu gören herkes gibi bizim vatandaşımızda saldırılar ile karşılaşmamak, iyi bir dünyada yaşamak için sürekli Batının hayalini kuruyor.
Ancak yıllar yılı çıkmaya çalıştığımız Ortadoğu bataklığından bir türlü kenara çıkamadığımız daha da kötüsü her geçen gün içerisine çekildiğimiz felaketler dolayısı ile bir türlü başımız beladan kurtulmuyor.
Siyasetçilerimizin bir kısmı “Biz Batıya aitiz, orada olmalıyız” fikrini savunurken bir kısım siyasetçide “Batının kölesi oluncaya kadar doğunun Efendisi olmalıyız, 600 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunu yeniden hayata geçirmeliyiz” görüşünde ısrar ediyor.
Doğunun Efendisi olmak adına siyaset yapanlarda, yüzünü batıya dönenlerde aslında Medeniyet yarışında Batının fersah fersah gerisinde kaldığımızı bu mesafeyi kapatabilmek adına her zamankinden daha fazla ders çalışmamız gerektiğini çok iyi biliyorlar.
Bizi bulunduğumuz Coğrafyadan sürmek en azından dar bir alana hapsetmek ve hareket kabiliyetimizi tamamen sıfırlamak adına dışarıdan yapılan baskılar artık öyle bir noktaya geldi ki hiç kimsenin dayanacak hali kalmadı.
12 Eylül 1980 ihtilali öncesi başlatılan Sağ-sol çatışması İhtilal sonrası Türk-Kürt çatışmasına döndürülüp 1984 yılında da Eruh’ta  PKK terör örgütü tarafından ilk kalkışma başlatıldıktan sonra bu güne kadar olup bitenler hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor.
Çok uzun yıllardır yapılan seçimlerin kaderini artık seçmenin verdiği oylar değil de yurt dışında hazırlanan senaryolar sonrasında neticelendirildiği , seçimi kazanan hangi siyasi parti olursa olsun kaderinin daha doğrusu iktidar ömrünün yurt içinden değil yurt dışından tayin edildiği artık tam olarak anlaşılmış durumdadır.
Yurdumuzun bir bölümünün Türkiye’den kopartılması adına hiç durmadan yapılan saldırılar karşısında güvenlik güçlerimizin 30 yıldan fazla bir süredir verdiği mücadeleye rağmen henüz bir netice alınamamış olması dış güçlerin PKK terör örgütüne yaptıkları lojistik destek net bir şekilde görülüyor.
Siyaset kurumunun içerisinde bulunduğumuz günlerde daha akıllı ve şuurlu bir şekilde hareket etmesi stratejisini de türkiye Cumhuriyetinin selameti için kurması gerekmektedir, İktidarın pervasızlığı muhalefetinde dağınıklığı bu şekilde devam ettiği takdirde tutunmaya çalıştığımız bu Coğrafyada kalabilmek her geçen gün biraz daha fazla zorlaşmaktadır.
Çok geç olmadan alınacak önlemler hem bugünün hem yarının kurtarılması adına çok ama çok önemlidir ve bilinmelidir ki Son pişmanlık fayda etmeyecektir.