CHP’nin Başarıyla İmtihanı: Neden Hep En Çalışkan Bakanlar Hedefte?

Türkiye siyaseti ilginç bir dönemeçten geçiyor. İktidarın hataları, eksikleri elbette eleştirilmeli; bu muhalefetin görevidir. Ancak son dönemde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmaylarının tercih ettiği hedeflere bakınca, ortada tuhaf bir tablo var: Eleştirinin adresi genellikle sorun üreten alanlar değil, tam tersine yoğun çalışan, sahada olan ve somut iş ortaya koyan bakanlar oluyor.

Parti içinde bir karar almışlar, ‘’Yıldızı parlayan isimlere yıpratma kampanyası düzenleyelim’’ demişler gibi, akıl alır gibi değil, eleştirilecek bunca problem ya da isim varken, görev alanında adeta destan yazan isimlere son birkaç aydır koro halinde saldırmaları inanın boş değil, planlı alınmış bir kararın gereğidir.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum…

Üçü de farklı alanlarda ama aynı ortak paydada buluşuyor: İş üretiyorlar. Ve ne hikmetse, CHP’nin siyasi refleksi de tam bu noktada devreye giriyor.

Milli Maarif Modeli ve Yusuf Tekin’e Yönelik Tepki

Yusuf Tekin, Türkiye’de yıllardır tartışılan ama bir türlü cesaret edilemeyen bir konuya el attı: Eğitim müfredatı. “Milli Maarif Modeli” ile ezbere dayalı, kimliksiz ve parçalı yapının yerine; değer temelli, yerli ve bütüncül bir eğitim anlayışı ortaya koydu. Tartışılır mı? Elbette. Eleştirilir mi? Tabii ki.

Ama CHP’nin yaptığı şey tartışmak değil, doğrudan itibarsızlaştırmak oldu. Müfredatın içeriğine dair somut karşı öneriler sunmak yerine, ideolojik reflekslerle “geriye gidiş” söylemine sarılındı. Oysa kamuoyu şunu görüyor: İlk kez bu ölçekte, kapsamlı ve sistemli bir eğitim modeli masaya konuldu. CHP ise modelle yarışmak yerine, modeli yapan bakana saldırmayı tercih etti.

Hakan Fidan: Sahada Güçlenen Türkiye’yi Görmezden Gelmek

Dış politikada Türkiye’nin son dönemdeki ağırlığını inkâr etmek mümkün mü? Orta Doğu’dan Kafkasya’ya, Afrika’dan Avrupa diplomasisine kadar Türkiye, masada olan bir aktör. Bunun mimarlarından biri de Hakan Fidan.

İstihbarat kökenli olmasının getirdiği stratejik akıl, sahayı okuyan dili ve sessiz ama etkili diplomasisiyle Fidan, dış politikada “fırtına gibi” estiği bir dönem yaşıyor. Tam da bu yüzden hedefte. CHP, Türkiye’nin uluslararası alanda artan etkinliğini tartışmak yerine, kişisel ve yüzeysel eleştirilerle konuyu geçiştiriyor. Oysa muhalefetin görevi, güçlü diplomasiye alternatif bir vizyon koymaktır; diplomatı yıpratmak değil.

Hakan Fidan ismi sadece sahada ki operasyonel başarı nedeniyle hedef alınmıyor elbet, dikkat ederseniz, Hakan Fidan, Özellikle sevenleri tarafından Sosyal medya da yapılan editler ve viral olmuş paylaşımlar üzerinden eleştiriliyor, korku şu, Ak parti içinde Erdoğan’dan sonra yeni bir lider mi doğuyor endişesinden başka bir şey değil bu.

Gerçekten akıl alır gibi değil, Mesela Özgür Özel Hakan Fidan’da meydanlarda miting otobüslerinde saldırırken, hiçbir politikasını, adımını, icraatını eleştirmedi, çünkü Hakan Fidan’ın icraatlarının, kurduğu masaların, geliştirdiği uluslararası ilişkilerin içeriğinden bi haber bir Ana muhalefet lideri var. Hep diyoruz ya, CHP’nin dış politikaya dair tek kelimelik bir öngörüsü perspektifi yok, nasıl eleştiri getirsin ki?

Bugün Kahramanmaraş merkezli, asrın felaketi olarak isimlendirirler, depremlerin 3. Yıldönümü, tabii ki gündem de doğal olarak, Deprem bölgesi üzerinden siyaset. Depremler de hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allahtan rahmet diliyorum.

Deprem Gerçeği ve Murat Kurum’un Sahadaki İmzasının farkına varan CHP yönetimi, yeni hedefe Murat Kurum’u koydu.

Hem de öyle bir hedefe koymak ki, Murat Kurum üzerinden deprem bölgesinde halkı devlete, hükümete, devletin kurumlarına karşı kışkırtmaktan hiç çekinmediler bile.

6 Şubat depremleri sonrası Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tabloyu herkes gördü. Böylesi bir yıkımın ardından devletin refleksi, organizasyon kabiliyeti ve hızının ne kadar hayati olduğu ortaya çıktı. Murat Kurum, deprem bölgesinde aylarca sahadan ayrılmadan çalıştı. Kalıcı konutlar, rezerv alanlar, altyapı projeleri ve tarihin en büyük sosyal konut hamlelerinden biri…

Ortada rakamlarla, görüntülerle, teslim edilen anahtarlarla konuşan bir süreç var. Buna rağmen CHP’nin dili yine aynı: Küçümseme, itibarsızlaştırma ve görmezden gelme. Depremzedeye “ne yapılmalıydı” sorusunun cevabını vermek yerine, yapılanı yok saymak tercih ediliyor.

Deprem bölgesin de en çok zarar gören Hatay ilini karış karış gezmiş, ve yapılanları bizzat yerinde görmüş biri olarak söylüyorum,

Bölgede ve sahada yapılacak çok fazla iş var, ama yapılan çalışmalar, öyle gelişmiş bir ülkenin bu kadar geniş bir alanda yapabileceği bir iş değil, bölgede adeta destan yazılmış, Bu destan elbette sadece Murat Kurum’a indirgenemez, Murat Kurum görevini layıkıyla yapmış bir irade ve emek harcamış elbette alkışlanacak, elbette taltif edilecektir.

Bölgede ki başarı, Devletin milleti ile el ele vererek Dünya’ya örnek olabilecek bir dayanışmanın sonucudur, bu başarıda CHP’nin yerel yöneticilerinden, parti yönetiminde kadar, tüm sivil toplum örgütlerinin başarısı vardır.

Bölgede ki eksiklikleri bir muhalefet partisinin dile getirmesi, önerilerde bulunması kadar doğal bir şey yoktur, bunu bu millet işin ucundan tutmak olarak görür ve onlara da hakkını teslim eder. Ama bölge de yapılması gereken eksiklikleri, yapılan icraatları karalayarak, yok sayarak, milleti devletine ve kurumlarına karşı kışkırtarak olmamalı, bu muhalefet yapmak değildir, Bu düpedüz bölgedeki acılar üzerinden siyasi rant devşirmektir. Ve halk nezdinde bunun karşılığı olmaz.

Milletimiz bölgede yapılanı da yapılacak olanı da çok ama çok iyi biliyor, Millete tiyatro sahneleri kurarak pusu atmayın, işin ucundan tutun ve bölgeyi bir an evvel eski haline getirelim.

Muhalefetin Sorunu maalesef İktidar Değil, Başarı

Ortaya çıkan tablo net: CHP, iktidarın zayıf alanlarını konuşmakta zorlandıkça, güçlü alanlarına saldırıyor. Çünkü başarı anlatıldığında, muhalefetin elindeki “hiçbir şey yapılmıyor” söylemi çökmeye başlıyor.

Özgür Özel’in önünde bir tercih var: Ya sloganik muhalefetle günü kurtaracak ya da somut projelerle, alternatif politikalarla gerçek bir muhalefet inşa edecek. Bakanlara, kurumlara saldırmak kolaydır; onların ortaya koyduğu vizyonla yarışmak ise emek ister, hazırlık ister, ciddiyet ister.

Ve işte İktidar ile Muhalefetin siyaseti tam da burada ayrışıyor..

Saygılarımla..

Medya Muhtarı