Mustafa Ceceli dinliyorum… eksik geliyor sensiz her şey…
Omzumda başın eksik, yatağında kokun, elimde elin eksik. Eksikliğini hissetmesek arar mıydık bir diğerini acaba?
Bir arkadaş, bir dost, bir sevgili, bir eş. Hep tamamlanacağımız umuduyla sürüyor arayışımız.
Sıkıntı büyük aslında, kolay bir arayış değil bu.
Hatalarla dolu bir serüvene çıkıyoruz, hata ettikçe daha bir eksiliyoruz.
Ama en doğrusunu bulmak için, uymuyor ya boşluğa, denk gelmiyor bir türlü, mücadele de en uygunu bulmak, boşluğu dolduracak en iyisini.
Evet çok hata yapıyoruz, acı çekiyoruz elbette. Ama arayış kutsal olunca katlanılıyor tüm acılara.
Kim eksik ki, neden kötü oldum ben bu yazın ilk günlerinde, tamam bu soru abes oldu şimdi, en azından ben eksik olanı biliyorum, sen yoksun yanımda, eksik olan sensin.
Şimdi sen yoksun yanımda ya, tek derdim bu.
Son arayışımda çıkmıştın karşıma, artık arayışın sonuna geldiğimi hissettirmiştin bana, hissetmediğim bir duygu eklendi seninle hayatıma: Eksiklik.
Seni tanıdıkça daha fazla yaşamaya başladım bu duyguyu. Ceceli’yi dinliyorum, eksik adlı şarkısını, yazın ilk günlerini bu şarkıyla geçiriyorum, Ceceli eşlik ediyor bana: “Tenimde tenin eksik, gel de bir dokun, gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm, elimde elin eksik.”
Sen iyi geliyorsun bana, farkında mısın, iyisin ve hayatıma anlam katıyorsun, en önemli şey benim için, anlam olman.
Seni özlemeye başladıysam bu iyiye işaret, özlettiriyorsun kendini.
Kalabalıklardan kaçarken, seni istiyorum, bu güzel, evet…
Ne olduğumu ben de çözmeye çalışıyorum evren karşısında...
Bazen varım, bazen yok oluyorum onun engin sessizliğinde.
Fark ettim ki ben zaten kimseyi aramıyorum. Kimse de beni aramıyor. Yalnızlığımın deruni ortamında kıvrılıp yatıyorum, kendime sarılıyorum, mezar sessizliğine tutunup.
Bazen ruhum söz geçiremiyor bana, aslıma, çamuruma dönüyorum.
Balçık balçık toprağa bulanıyorum, yıkanıyorum, yıkanıyorum, çıkmıyor kirlerim, Toprağı temizleyemezsin ki bedeninden, aslın o.
Sen topraksın, ama bir parça ruh üfürülmüşse kulağımızda o tiz ses hep, çığlık çığlığa.
Susmak istiyorum tekrar, kanatlarımı onarmak, yeni serüvenlere hazır tutmak.
Şimdi bir çizgi daha var yanı başımda ilerleyen, beni susatan, beni aşan, topraktan ve kirden arındıran.
Bu çizgiyi unutmamalıyım, o çizgi ömür çizgim benim, haddimi aştığımda incelen, kirlendiğimde silinen ama belli belirsiz hep yanımda ilerleyen.
Kuvvetli hale geldiğinde bu çizgi, şimdi ruhum daha bir hafifledi.
Ben varım artık, ben güçlüyüm, başarılıyım, huzurluyum.
Şimdi ben de varım artık yeni yılda, ben de mührümü basıyorum bu yıla, bekle ve gör…
Omzumda başın eksik, yatağında kokun, elimde elin eksik. Eksikliğini hissetmesek arar mıydık bir diğerini acaba?
Bir arkadaş, bir dost, bir sevgili, bir eş. Hep tamamlanacağımız umuduyla sürüyor arayışımız.
Sıkıntı büyük aslında, kolay bir arayış değil bu.
Hatalarla dolu bir serüvene çıkıyoruz, hata ettikçe daha bir eksiliyoruz.
Ama en doğrusunu bulmak için, uymuyor ya boşluğa, denk gelmiyor bir türlü, mücadele de en uygunu bulmak, boşluğu dolduracak en iyisini.
Evet çok hata yapıyoruz, acı çekiyoruz elbette. Ama arayış kutsal olunca katlanılıyor tüm acılara.
Kim eksik ki, neden kötü oldum ben bu yazın ilk günlerinde, tamam bu soru abes oldu şimdi, en azından ben eksik olanı biliyorum, sen yoksun yanımda, eksik olan sensin.
Şimdi sen yoksun yanımda ya, tek derdim bu.
Son arayışımda çıkmıştın karşıma, artık arayışın sonuna geldiğimi hissettirmiştin bana, hissetmediğim bir duygu eklendi seninle hayatıma: Eksiklik.
Seni tanıdıkça daha fazla yaşamaya başladım bu duyguyu. Ceceli’yi dinliyorum, eksik adlı şarkısını, yazın ilk günlerini bu şarkıyla geçiriyorum, Ceceli eşlik ediyor bana: “Tenimde tenin eksik, gel de bir dokun, gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm, elimde elin eksik.”
Sen iyi geliyorsun bana, farkında mısın, iyisin ve hayatıma anlam katıyorsun, en önemli şey benim için, anlam olman.
Seni özlemeye başladıysam bu iyiye işaret, özlettiriyorsun kendini.
Kalabalıklardan kaçarken, seni istiyorum, bu güzel, evet…
Ne olduğumu ben de çözmeye çalışıyorum evren karşısında...
Bazen varım, bazen yok oluyorum onun engin sessizliğinde.
Fark ettim ki ben zaten kimseyi aramıyorum. Kimse de beni aramıyor. Yalnızlığımın deruni ortamında kıvrılıp yatıyorum, kendime sarılıyorum, mezar sessizliğine tutunup.
Bazen ruhum söz geçiremiyor bana, aslıma, çamuruma dönüyorum.
Balçık balçık toprağa bulanıyorum, yıkanıyorum, yıkanıyorum, çıkmıyor kirlerim, Toprağı temizleyemezsin ki bedeninden, aslın o.
Sen topraksın, ama bir parça ruh üfürülmüşse kulağımızda o tiz ses hep, çığlık çığlığa.
Susmak istiyorum tekrar, kanatlarımı onarmak, yeni serüvenlere hazır tutmak.
Şimdi bir çizgi daha var yanı başımda ilerleyen, beni susatan, beni aşan, topraktan ve kirden arındıran.
Bu çizgiyi unutmamalıyım, o çizgi ömür çizgim benim, haddimi aştığımda incelen, kirlendiğimde silinen ama belli belirsiz hep yanımda ilerleyen.
Kuvvetli hale geldiğinde bu çizgi, şimdi ruhum daha bir hafifledi.
Ben varım artık, ben güçlüyüm, başarılıyım, huzurluyum.
Şimdi ben de varım artık yeni yılda, ben de mührümü basıyorum bu yıla, bekle ve gör…