“Ey Oğul!
Beysin! Bundan gayrı öfke bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Kem göz, şom ağız bize; bağışlamak sana. Üşengeçlik bize; gayretlendirmek sana. Bölmek bize; bütünlemek sana. Çatışma, geçimsizlik, anlaşmazlık bize; adalet, adalet sana düşer oğul!..
Ey Oğul!
Beysin! Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açma. Açık sözlü ol, açık sözlü ol, her sözü de üstüne alma. Sevildiğin yere sık gidip gelme. Ananı, atanı say; bilesin ki, bilesin ki bereket büyüklerle beraberdir.
Oğul! Oğul, üç kişiye acı: Cahiller içindeki alime, zengin iken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Şunu da unutma; insanı yaşat ki, insanı yaşat ki, DEVLET yaşasın…
Ey Oğul!
Yaşça, bilgice senden büyük olabiliriz; ama sen beysin. Biz, senin yanında, senin emrindeyiz; bunu bilesin. Lakin, lakin unutma; yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Oğul! Oğul, haklı olduğuna inanıyorsan, mücadeleden korkma, yılgınlık gösterme. Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. Yolun düzgün, işin çetindir; yükün ağır. Allah yardımcın olsun...”