Eylül (1)…

 Bugün hava daha karanlık geldi gözüme, mevsimin kışa çalmasından olmalı herhalde, evet sonbahar iyice bastırmıştı, güneşi göreli ne kadar oldu bir an hatırlayamadım. O'nu da görmeyeli çok uzun zaman geçti, ah evet O da bir güneşti, hayatımın üstüne zamansız doğan. Ama şimdi çok uzaktı, bir günbatımını yaşıyordum, elbette birgün batacaktı. Doğmak için başka hayatlara çekilecekti sonsuza dek üzerimden, bu kaçınılmaz bir son.
Üşüdüm biraz galiba, daha ne kadar yürüyeceğim ki, şuradan bir dolmuşa binmeliyim, yoksa yine düşüncelerimin girdabında boğulup soğuk aldığımın farkında bile olmayacağım. Gene günlerce yatakta ateşle mücadele edeceğim. Yok yok, şimdi bir de hastalık kaldıramaz zayıf bedenim. Evet dolmuşa binmeliyim.
Ne diye çıktım bugün sanki sokağa, evde oturup kitaplarımla dertleşebilirdim bu tatil gününde. Artık O gelmeyecek, hala ne diye gidiyorum ki her gün aynı yere. Kaç gün olmuştu en son geldiğinden beri? Tamı tamına 278 gün, nasıl da saydım üşenmeden her gün. Biri bilse kesin hastaneye yatırırlar aklından zoru var diye, zaten kafedeki garson kötü kötü bakmaya başladı. Her içeri girenin O olacağı umuduyla kapıyı devamlı gözetlediğimi fark etmiş, hatta bir keresinde imalı imalı, hala gelmedi mi diye sormuştu. Vazgeçmeliyim bu sevdadan, gelmeyecek işte, ne diye bütün günümü burada pinekleyerek başka sevgililerin koklaşmasını büyük bir azap içinde seyrederek geçiriyorum ki? Yarabbi sen bana yardım et, kafayı üşütmeden bu sevda masalı noktalansın.
Bugün Eylül romanını okuyorum, Mehmet Rauf'un meşhur romanı. Romandaki Necip ne kadar da bana benziyor, 100 yıl önce romanlarda yaşamış biriyle nasıl aynı şeyleri hissedebiliyor ve düşünebiliyorum? O da yasak bir aşka tutulmuş inleyip duruyor işte sayfalarda. Ve birden aklıma geçen Eylül geldi, yine bütün bir ayı bu kafede geçirmiş hep onu beklemiştim, attığım mesajlara rağmen gelmemiş, hatta cevap bile vermemişti. O ay yanlış hatırlamıyorsam suçu Eylül ayına atmış ve bu romanda geçen bir ifadeyi kullanmıştım: "Eylül'den daha ne beklenir ki? Eylül malum hüzün ve matem ayıdır." Ama suçun Eylül'de olmadığını, O diğer aylarda da gelmeyince anlamıştım ya neyse.
Garsonun getirdiği kahveyi yudumlarken ve sigaramdan bir nefes daha çekerken ilk defa burada tanıştığımız zaman geldi aklıma. Ben orada otururken içeri arkadaşlarıyla girmiş, daha ilk andan itibaren gözüm onda takılı kalmıştı. Ne gözlerdi onlar Allah’ım, dayanılacak gibi değildi. Hele güldüğünde yüzünde oluşan gamzeler birer gül buklesi olup karşısındakini mest ediyordu…
Devam edecek…