Gece ve Yağmur

 Kalbim delik deşik, annemin bana armağanıydı, koruyamadım tehlikelerden, aşklarla yordum, aşklarla boğdum onu...
***
 
Rüzgarın savurduğu yerdeydim gece, her gece başka başka rüzgarlara verirdim sırtımı, iştahsızdım yine de. Sabahları zihnim olmadan uyanıyordum erkenden, kim bilir hangi uzun yürüyüşlerde unutuyordum onu yollarda. Bana kavuşana kadar sessizliğime şükrediyordum böylece, sessiz sabahlara ancak böyle ulaşabiliyordum. Bir de ruhumu unutabilsem şehrin ıssız sokaklarında, bedenimle, kendimle baş başa kalabilsem, bana söyleyecekleri vardır belki de, ya da sadece izlesem onun soyutlanışını her şeyden ve geceden ve senden ve kendimden...
***
 
Itri Efendi’nin bestelerini suya bıraktığı yerdeydim gece, sensizdim her gece olduğu gibi, sensiz arşınladım boğazın sularını, sensiz adımladım Salacak kıyılarını, sensiz kurtardım yine denizin kızını dokuz başlı ejderhadan. Sonra sessizce çekildim balıkçıların ağlarına, sessizce geceyi içime çektim, dumanını göğsüme hapsettim, simitçiyi köşe başında kendi kaderine terk ettim, dilencilere küfrettim yine. Kendime sövdüm, sana sövdüm, sensizliğe saydım bu geceyi de, diğerlerinin yanına ekledim, daha da çoğaldı karanlık yanlarım. Yürüyemedim, bedenim bu yükü taşıyamadı, denizatıma bindim, rüyalar ülkesine uzandım, sustum, ağladım…
***

Dün gece yola koyuldum, Sebe Melikesi’nin, güneşi doğduran ve batıranın elçisi Süleyman’ın, ins ve cinn taifesinin padişahının izini sürdüm. Hacc yolundaki karıncaların cevabını hatırlamaya çalıştım, soranlara hazırlık olsun diye: “Varamasam da yolunda ölürüm”, gibi bir şeydi galiba. Varamasam da mı ölmeliyim ki? Bilmiyorum kaderimin çizgisini, farkında değilim, belki az sonra cinlerden en zayıf olanının uçan halısını ödünç alıp göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman’ın huzurunda bulacağım kendimi. Niyetimi yokladım hemen, halis bir niyetle kuşanmalıyım bu yolculukta, her şey katıksız, her şey saf olmalı. Yoksa bir gündoğumu daha göremeyebilirim. Gece sürmeli yolculuklar, geceye adanmalı tüm dilekler. Çünkü gün ışığı her şeyi örter, her şeyi gizler bilinenin aksine. Kalabalıklarda ve aydınlıklarda fark edemezsin hiçbir güzelliği, bütün gizemler gece verir kendini ele, gece yakalarsın tüm kaçışanları, kovalayanları, arsızları, hırsızları; en çok da kendini yakalarsın gece, seni yakalar gece, sensizliği yakalar. Yürümeye devam etmeliyim sen yine aklıma düşmeden, yürümeliyim, beni koca bir şehir bekliyor…
***
 
Dışarıda yine yağmur, gökyüzü sürekli ağlamaklı. Sanırsın en değerli varlığını kaybetmiş. Ama seviyorum yağmuru, hani derdin ya en çok yağmura benziyorum, evet yağmura ve geceye benziyorsun doğru. Bana benziyorsun aslında sen. İkimiz de kaybettiklerimizi buluyoruz her yağmurda, bir şölen böyle zamanlar bizim için, gece ve yağmur kutsasın seni…
***
 
Birlikte yürüyelim mi bu gece şehrin ıssız sokaklarında, yağmurla ıslanalım mı el ele, gel aldırmayalım hiçbir şeye ve yeni bir yürüyüş başlatalım gündoğumlarına. Dinmeyen ağrılarımızı adlarımızın önünden silelim, yeter! Bir ışığa ihtiyacım var, sessizliğe, sensizliğe, yeter! Sana ihtiyacım var! Sabaha çıkamayabilirim, geceye inemeyebilirim, bağışla beni, yoruldum, yürüyemiyorum. Durdum, sustum, geceye ve yağmura uzandım…
***
 
“Sadece seni görmek istiyorum
güneş batarken,
bu kadar basit,
güneş batarken seni görmek istiyorum,
başkaca bir şey yok.”  
(Cassandra Wilson)