Kahraman

 Her hikayenin bir başlangıcı vardır. Bu, arayış. Bu, hayatın gizemlerini çözme ihtiyacı... Üstelik soruların en basiti asla cevaplanamazken: Neden buradayız? Ruh nedir? Niçin rüya görürüz? Belki de bütün bunları düşünmeden yaşasak daha iyi olur. Araştırmadan, arzulamadan. Ama insan doğası buna izin vermez. İnsan kalbi buna izin vermez. Burada olma nedenimiz bu değil. Her hikayenin bir başlangıcı, her canlının sorularının bir doğum kapısı vardır, sorular ki en basiti bile hala cevaplanamamışken: Neden buradayız?
 
Bu arayış. Bu, hayatın gizemlerini çözme ihtiyacı... Sonuçta ne fark eder ki; insan kalbi en küçük anlarda bile mutlu olabilirken. Onlar burada. Aramızdalar. Gölgelerin arasında, aydınlığın içindeler. Her yerdeler. Peki, onların bundan haberi var mı? Soruların en basiti bile cevaplanmayı beklerken: Ruh nedir?
 
Hepimiz kaderimizin ellerimizde olduğunu düşünürüz, kendi kaderimizi çizme yeteneğine sahip olduğumuzu. Ama doğduğumuzda gerçekten bir seçme hakkımız var mıdır? Ya da ölmek üzereyken? Yoksa bizlerden daha büyük bir güç mü bizi yönlendirir? Bizi elimizden tutan evrim midir? Bilim mi bize yolumuzu gösterir? Yoksa araya girip bizi güvende tutan Tanrı mıdır? Sorular sorular…  Her sorunun cevabı başka bir soru. Cevap hiç olmazdı. Sadece "neden?". Bazen sorular cevaplardan daha fazla etkilidir. Bu nasıl oluyor? Onlar nedir? Neden diğerleri değil de onlar? Neden şimdi? Bütün bunlar ne anlama geliyor?
 
Her kim olduğumu düşünüyorsan inan bana, ben o değilim. Ben, ben hiç kimse değilim. Ben sadece cevapları ve soruları birbirine karıştırmış bir münzeviyim, bazen sorulara cevap arıyorum, bazen bulduğum cevapların hangi sorulara karşılık geldiğini tespit etmeye çalışıyorum. Evet bir münzevi… yalnız beni lütfen kafanızda daha önce tasarladığınız bir münzevi zannetmeyin, dedim ya, kelimeler ve anlamları değiştirmeye geldim, sorular ve cevapları karıştırmaya geldim, ben ki hiç kimse değilim.
 
17.55
Direnmek;
ölüme
razı
olmayanların
hayata
koydukları
virgül,
mesela