Herkesin aklını çıkarıp, büyükçe bir masanın üzerine koymuşlar.
Herkes kendi aklını beğenip, geri almış.
Doğal olarak bizde masadan kendi aklımızı aldık. ‘Başkasının aklının nesini beğeneceğim. En akıllı benim aklım’ dedik.
Oysa masada, daha akıllı akıllar da vardı. Dolayısıyla, herkes kendini daha akıllı, doğru, medeni ve en iyi sanıyor.
Bende diğerleri gibi, kendimi akıllı ve en iyi sanıyordum.
Oysa yaptığım hataları, kara tahtadan silmeye, silgiler yenmez.
Tıpkı diğerleri gibi. Onların kara tahtası da kusurlarla dolu. Hepsine çok silgi lazım ama hiç kimse bunları görmüyor.
Ne yazsak, ne anlatsak, mutlak kusur bulan, beğenmeyen, kulp takan, kritik eden ve eleştiren olacak.
Yüzyıllardır bu böyledir.
Fakat ben, kimseyi küçük görmemek, küçümsememek, mutlaka her insanın da bir meziyetinin olduğunu görmek taraftarıyım.
Herkesi dinlerim.
Fikirlerini önemserim.
Saygı duyarım.
Ama kendi bildiğimi de yapmaktan vazgeçmem.
Fakat kendimizi, hiç olmayı gösteren ‘başaklar doldukça başlarını eğerler’ geleneğimiz var.
Hacegan Yusuf’un dört halifesinden biri olan, Türkistan’ın Yesi ilinden, Ahmet Yesevi’nin, yine dört halifesinden biri olan Süleyman Ata
“Parça yahşi, biz yaman.
Parça buğday, biz saman.”
Yani, herkes iyi güzel, biz fenayız. Herkes buğday, biz samanız, deyişini örnek almış, gururdan, kibirden, uzak kalmaya çalışmışızdır.
Yine Ahmet Yesevi’nin halifelerinden, Hakim Ata’nın halifesinden biri olan, Zengi Ata’nın halifeleri, dört arkadaş yola çıkarlar.
Uzunca bir yolculuktan sonra, yolları üzerinde, bir zenci sığır çobanıyla karşılaşırlar. Selamlaşırlar.
Zenci çobana, ‘Biz, mal,mülk, gönül ne varsa vazgeçtik. Bir hoca arıyoruz. Ona, öğrenci olmak istiyoruz. Yani, dördümüzde, Seyr-i Sülük etme kararı aldık.’
Kırdaki çoban, Zengi Ata düşünüyor, ‘Peki. O zaman bana öğrenci olun, size hocalık edeyim.’ diyor.
Dört arkadaştan Seyid ve Bedr içinden, ‘Bu deve dudaklı kara zenciden hoca mı olurmuş?’ diye düşündüler.
Diğer ikisi, Uzun Hasan ve Sadr ‘Neden olmasın? Sen hocamız olabilirsin.’ dediler.
Herkes kendi aklını beğendi.
İkisi kibirlendi, zenci çobanı aşağıladı.
Diğer ikisi onu insan gördüler, bilgisinden faydalanmaya karar verdiler.
Bizim bilmediğimiz, bazı işler var. Zengi Ata, bu bilgisiyle hepsinin içinden geçeni okudu, gülümsedi, içinden, hepsinin kalbine,sükunet gönderdi.
Onları kendine cezbetti.
Aradan uzun bir süre geçti.
Uzun Hasan ile Sadr ilim sahibi oldular ama Seyid ve Bedr ilim tahsil edemedi.
Zengi Ata’nın eşi, Anber Ana’ya, ‘Hocamız bize şefaatte bulunsun, biz ilim sahibi olalım’ dediler.
Gece yatarken, Anber Ana eşine durumu anlatınca, Zengi Ata güldü. O ikisi, ilk karşılaştığımızda benimle alay ettiler. ‘Biz okumuş biriyiz, bu zenci sığır çobanına, nasıl öğrenci oluruz.’ dediler.
Bende onları, bilgisiz bıraktım. Diğer ikisi, beni hoca kabul etti. Onlara ilim tahsil ettirdim. Peki senin hatırına onları da, ilim sahibi yapayım" dedi.
Evet, masaya koyduğumuz akıllarımızdan, birisine uzanınca, içimizden şu sığır çobanı zenci ifadesini kullanıp, kendi aklımızı geri alıyoruz.
Biz bilgiliyiz, akıllıyız sanıyoruz.
Yan sayfadaki komşumuz, Yüksel Ercan’ın, sabah akşam söylediği, Süleyman Ata’nın;
‘Her kimi görsen, Hızır bil.
Her geceyi kadir bil.’
Sözüyle, yazımızı noktalayalım.