***
İlk gördüğümüz şey başkent Seul deki şehri ortadan ikiye bölen nehrin üzerinde bulunan; bizim boğaz köprüsü ayarında sayısı 25 ten fazla asma köprüler oldu.
İlk gördüğümüz şey başkent Seul deki şehri ortadan ikiye bölen nehrin üzerinde bulunan; bizim boğaz köprüsü ayarında sayısı 25 ten fazla asma köprüler oldu.
***
Ülkemizde köprü yaptırmam diye feryat figan eden örümcek kafalı, gerici, yobaz, bağnaz insanları düşündüm.
Ülkemizde köprü yaptırmam diye feryat figan eden örümcek kafalı, gerici, yobaz, bağnaz insanları düşündüm.
***
Bir yaya geçidinde durdum. Trafik ışıklarında on bine yakın insan biri birine çarpmadan nazikçe ve 120 saniye içinde karşıdan karşıya geçtiler. Çekirge sürüsü gibi binlerce insan koşuşturup duruyor. Hele Metroları ayrı bir facia kaç katsa artık karıncalar gibi çalışkan millet büyük bir hızla oradan oraya koşuşturup duruyorlar insanları sayabilmek mümkün değil. Birbirine çarpan tek kişi yok.
Bir yaya geçidinde durdum. Trafik ışıklarında on bine yakın insan biri birine çarpmadan nazikçe ve 120 saniye içinde karşıdan karşıya geçtiler. Çekirge sürüsü gibi binlerce insan koşuşturup duruyor. Hele Metroları ayrı bir facia kaç katsa artık karıncalar gibi çalışkan millet büyük bir hızla oradan oraya koşuşturup duruyorlar insanları sayabilmek mümkün değil. Birbirine çarpan tek kişi yok.
***
Güney Kore ile eskiye dayanan bağlarımız varmış. Busan ya da pusan şehrinden 1950 yıllarında Türk tugayı güney Korelileri savunmak üzere buradan ülkeye çıkartma yapmış. Burada bulunan Kapadokya adlı Nevşehirli bir türkün açtığı lokantada yemek yerken mihmandarımız bize hikâyeleri de anlatmaya başladı.
***
Uçakta tanıştığımız ve orada muhtemelen ticaret yapmaya giden Nafi Güral diye bir beyefendi ile;
Bizim burada ne işimiz vardı üzerine konuştuk bir süre. Bilmiyorum diye gülümsemekle yetindi. Bende ‘evet en iyi yorum bilmiyorum’ deyince kahkahayı bastı. Aynı yerleri gezeriz muhtemelen görüşürüz deyip el sıkışıp ayrıldık havalimanında. Gerçekten de ertesi gün Kore şehitliğinde karşılaştık. Ben hem video hem resim çekiyordum. Şerif Gören diye bir şehidimizin mezar taşını resimlerken bana dönüşte bunları verebilir misin lütfen istirham ederim dedi zarif İstanbul lehçesiyle. Ben kendimden emin bir şekilde ne demek döner dönmez elinizde dedim. Ama içime de bir sıkıntı düştü.
Neden bu kadar emin konuştun ki dedim kendi kendime on bin kilometre yol gitmek var dönememek var. Birden bir film şeridi gibi geçti yaşamımdan bazı kesitler. Annem, oğlum, kayık, deniz, balık, bir trafik kazası, bir iki ölüm,mezarlık, harmanda gece bir korku, işyerim. İçime durup dururken bir vehimde düşmedi değil. Eceli fazla düşünme evlat dedim kendi kendime nerede gelirse orada. İçimi serinlettim biraz.
Neden bu kadar emin konuştun ki dedim kendi kendime on bin kilometre yol gitmek var dönememek var. Birden bir film şeridi gibi geçti yaşamımdan bazı kesitler. Annem, oğlum, kayık, deniz, balık, bir trafik kazası, bir iki ölüm,mezarlık, harmanda gece bir korku, işyerim. İçime durup dururken bir vehimde düşmedi değil. Eceli fazla düşünme evlat dedim kendi kendime nerede gelirse orada. İçimi serinlettim biraz.
***
Sonra Kore savaşı sırasında Türklerden yardım gören Korelilerle tanıştık. Öyle çok ipledikleri falan yokta bu kardeşliği neyse. Bazı anılar anlattılar. Askerlerimiz onlara yemek vermiş ölümden kurtarmış.
Savaşın asıl cephesi Pyongyang şehrinde yaşanmış. Daha yukarıda Kore’nin içlerine doğru kuzeyinde bulunan bir kent Pyongyang. Savaş burada daha ağır cereyan etmiş. Sevimli bir Ülke Kore. Köylüleri de sevimli hızlı hızlı konuşuyorlar.
***
Türkleri seviyorlar. İlgi alakaları büyük Türk turistlere. Ülkenin neredeyse tamamını gezdik.
***
Daha sonra Kore anılarıma devam ederim. Şimdi asıl anlatacağım konuya geleyim.
Gezimiz bittiğinde havalimanına geldik. Çektiğim resimleri ne olur ne olmaz diye üç diskete ayrı ayrı kopyaladım. Güvenle arkama yaslanıp bir oh çektim. Dönüşte adama söz verdik bir kopya yollarım dedim. Türkiye ye geri döndük. Çanta valizler bagaja yüklendi. Öğlen üzeri Anadolu yakasına geçmek üzere yola koyulduk. Boğaziçi köprüsünü geçtik yolda telefon çaldı. Size ulaşamadık bir faturanız var uğrayabilir misiniz dediler. Üşendim yarın alırım dedim. Evden beş altı kilometre uzak bir yerdi karayolu üzerinde. Ne olduysa o işyerinin önünde buldum kendimi. Dalmışım arabayı park ettim. İçeri girdim oldukça kalabalık işlek ana cadde üzeri bir yer. Toplam üç dakika da çıktım. Arabanın yanına geldim. Yan cam kırık bizim çantalar yok. Hemen içeri girdim kameralardan baktık kırmızı bir binek araç yanaşıyor sürücü beklerken diğeri inip camı kırıyor alabildiği hızla çantaları kapıp arabayla hızla karayoluna girip kayboluyor. Polise haber veriyoruz. Sonuç sıfır.
***
O gün bugündür ne Bilecik’ten ne Bozüyük’ten ne de Sapanca’dan geçebiliyorum. Sanki her an Nafi Güral karşıma çıkıp bana ‘hani resimler’ der diye ödüm kopuyor. Bir daha büyük konuşmayacağım, kendimden bu kadar emin olmayacağım.
***
Söz bir daha Kore’ye gidip yeniden o resimleri çekip inşallah getireceğim.