Merdiven

Bir merdiven buldum zamanın birinde, belirsiz yığınların tam ortasında tek sıra dizili tuğlaların örüldüğü bir duvara yaslanmış, fark edilmeyi isteyen gözlerle bakıyordu yüreğimin derinliklerine…
Çıkmak ya da çıkmamak seçimi bana ait olmalıydı, gerçeği arayan bendim ne de olsa, çok yürümüştüm, şehir şehir sürmüştü serüvenim, aradığım buydu belki de: Bir merdiven, belirsiz yığınların tam ortasına yaslanmış.
Kuşku duymak gerekir diye düşündüm, inançlarımdan sıyrılarak baktım ona, aldatmaca mıydı, yürüyüşü bozacak ya da engelleyecek bir çeldirici miydi, bilmeliydim ki yürüyüş sürsün, önemli olan gerçeğe yürüyüştü, ister yatay ister dikey.

Önünde bekledim bir süre, belirsizleşip bir yığın olabilirdim ve fark etmeden yanından geçebilirdim halbuki.
Beni durduran güç neydi?
Şüphe çemberine düşmüştüm bir kez.
Ya yürüyecek aldırmayacaktım ve hiç bir şey bulamadan ömrümün sonuna kadar yürüyecektim, ya da bu bir aşamaydı, yürüyüş artık durmalı, bundan sonraki aşamanın çıkış olduğunu kabul edip tırmanacaktım zirveye.

Beklemeye devam ettim, şüpheyi yenememiştim, bir işaret gözlüyordum, gerçeğin ipucunu. İlk basamakta durdum, etrafımdaki belirsizlikler yumağını izledim bir süre.
Yığınların fark edemediği; tam ortada, tek sıra dizili tuğlalardan örülü duvara yaslanmış merdiveni sadece ben mi görmüştüm, onca yığın arasında.
Basamaklarının ayırdına bir ben mi varmıştım, bu gurur neyin nesiydi şu an?
Çıkmazlarımı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor, uzak dursun kibir.
Yanlış şeyler oluyor ortalıkta, belirsizlikler yığınına eklenen belirsiz biri olmayı seçmeliyim belki de.
Yoksa belirlenmiş şekilde bilinçli adımlarla mı çıkmalıyım ağır ağır merdivenden…

Birden Ahmet Haşim’in dizelerini okumam için ısrar etmeye başladı.
Hayır ısrar etmiyorlar, muhtemelen önceden tasarlanmış bir okumayı gerçekleştireceğim.
Okumalıyım, hem de sesli okumalıyım bu şiiri bir gözüm merdivende:

"Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta..."

Yine ukalalık yaptım, bu şiiri her zaman yaptığım gibi yanlış yerde okudum sanki, şimdi sırası mıydı.
Belirsizken anlamlı olabilecek bu şiir, bilinç ortamına yaslandığında merdiveni hiçliğe gönderiyor.

Ve merdivensiz kalıyorum, basamaklar bir bir siliniyor, belirsiz yığınların tam ortasına düşüyorum.
Duvar da yok artık.
Tek sıralı tuğlalardan örülü bir duvardı oysa.

Yok, yok, bu şiiri unutmalıyım, hafızamdan ebediyen silmeliyim artık.
Senin şiirini yazıp ışığa havale etmeliyim.
Az kaldı biliyorum, son şiirimi merdiven üzerinde yazmalıyım.
Bu son kararım...