Ölüm

Ölüm dediğin nedir gülüm…
Ölüm bize ne kadar yakın, ne kadar uzak ölüm bize…
Her ölüm erkendir…
Ateş düştüğü yeri yakar…

Tanımadığınız birilerinin neredeyse hergün selalarını dinlersiniz gayri ihtiyari olarak, çoğunu farketmezsiniz bile, ezan gibi gelir size ya da kısmen tanıdıklarınızın yakınları vefat eder, taziyeye gidersiniz, cenaze namazlarına katılırsınız, başsağlığı dilersiniz, mezarlıklara gider, mevtaların son anlarına şahitlik edrsiniz, ölümü hatırlarsınız…
Ama hala içselleştirmezsiniz, üstünüze almazsınız, hep başkalarıdır ölen, hep uzaklardadır ölüm, çünkü hep uzaktır ölüm size. Bazen hastalanırsınız, acılarınız olur, ensenizde hissedersiniz ölümün soğukluğunu, ama o kadar işte, sonra iyileşirsiniz, unutur gidersiniz.
Ölüm hep uzaktır. Bir türlü yakıştıramazsınız ölümü kendinize, yakınlarınıza, dostlarınıza… Hep uzak olsun istersiniz. Aslında hep içinizde bir yerde gizlenmiştir ölüm ve orada bir yerlerde size göz kırpmaktadır. Düşünmemeye çalışırsınız.
Yoksa akla sığan bir şey değildir ölüm, metaryalist bakış açısıyla hazmedemezsiniz ölümü, yo oluştur, kayboluştur, dünya üzerinden siliniştir, her türlü zevkin sona erdiği andır ölüm. Korkunçtur…
Ancak inançla katlanılır bir şeydir ölüm. İman eder geçersiniz, ecel dersiniz, vade geldi dersiniz, rahatlarsınız. Ancak inanarak bu korkunç sonu biraz daha içselleştirebilirsiniz. Ama ne kadar inançlı olursanız olun bu korku her zaman başınızda bekler. Korku dağları bekliyordur.
Bir de en korkuncu gelir başınıza, eşinizi dostunuzu, ananızı babanızı evladınızı kaybedersiniz, yıkılırsınız, ölüm tam da üstünüze çökmüştür. Kaldıramazsınız belinizi, hayat gözünüzün önünden film şeridi gibi geçer gider. İsyan boğazınızda düğüm olur, yutkunursunuz, sövüp saymak istersiniz hayatın taaa içine ama  bir şey gelir durdurur sizi, tevekkül edersiniz, başınız öne düşer, boyun eğersiniz takdir-i ilahiye…Elleriniz semaya açılır, dua edersiniz gönülden gözyaşlarınızı tutamaz ağlarsınız, ağlarsınız, ağlarsınız…
Pazar günü böyle ölümlerden biri geldi başıma, piknik dönüşü acı acı çalan telefondan aldım kötü haberi, Gebze Teknik Üniversitesinin emektar fakülte sekreteri herkesin abisi Sahip AYHAN’ı kaybetmiştik. Genç yaşında kalbine yenilmişti. Dün vardı bugün yok, bir eksik başlayacağız hayata, bir yanımız hep eksik kalacak artık. Allah rahmet etsin, bir kötülüğünü duymadık, herkesin imdadına oşar, herkesin derdini dinler, yardımcı olmaya çalışırdı, biz ondan razıydık, Sen de razı ol ve onu salih kullarının zümresine ilhak et Rabbim.
İrkildim, ölümü taaa iimde hissettim, dilimden gayri ihtiyari “Küllü zaikatül mevt” ayeti döküldü, inandım ve sakimleştim, ölüm haktı ve her canlı onu tadacaktı. Sanki ben girdim mezara sanki ben öldüm, sanki benim üstüme attılar toprağı, sanki bana verdi talkını imam…Münker ve nekir geldiler, sorguya çektiler, ağzım kilitlendi cevap veremedim. Dua ettim sadece, dua, dua, dua
Ölüme ancak imanla katlanılırdı, iman ettim, rahmet diledim, Allah hepimizi affetsin, başımız sağolsun…
Ölüm bize ne yakın, ne uzak ölüm bize…