O günlerde hayatımıza giren Kuyruklar Tüpgaz-Sana yağı ve akaryakıt konularında olmasa bile yıllara göre değişen ihtiyaçlar sebebi ile mutlaka oldu, bugünlerde de hayatımızı çok yakından etkileyen belli başlı konularda “Kuyrukta beklemek” sanki bu milletin “alın yazısıymış” gibi sürekli karşımızda duruyor.
Aradan geçen 30-40 yıllık süre içerisinde dünya değişti/Gelişti özellikle AB Ülkelerine mensup pek çok ülke “En yaşanabilir şehirler” sıralamasında başka şehirler ile olan mesafeyi açabildikleri kadar açarak kapatılması güç bir noktaya getirdiler.
Bizimde sınırları içerisinde yaşamaya çalıştığımız Marmara bölgesi ise herkesin kabul edeceği gibi tam bir “Kuyruk Akademisi” gibi sabah erken saatlerinde başlayan “Kuyrukta sıra kapma mücadelesi” artık insanımızın alın yazısı olmuş durumda.
Özel araçları bulunan vatandaşlarımızı bir an kenara bıraktığımızda sabah erken saatlerde işine yada bulunduğu yerden bir başka yere ulaşmaya çalışan birisi için otobüs-Minibüs başta olmak üzere diğer ulaşım araçlarına binebilmek için bekleme süreci başlıyor.
Belirlenen saatte henüz gelme başarısını gösteremeyen başta toplu taşıma araçları olmak üzere diğer araçları kullanabilmek için uzunca bir süre kuyruk beklemek zorunda kalan vatandaşlarımız araca binme başarısını gösterseler bile “balık istifi” diye bildiğimiz şekilde 20 kişinin olması gereken araçlarda 70-80 kişi seyahat etmek zorunda kalıyorlar.
Bankalarda para yatırmak yada çekmek için kuyruk, Okul kayıt dönemlerinde olmazsa olmazımız olan Kayıt parası yatırmak için kuyruk, Posta ve Telekom’da SEDAŞ’ta, İSU’da, Belediye veznelerinde, PALGAZ’da kuyruk derken en temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için girdiğimiz kuyruklar var.
Bütün bunlardan daha da önemlisi bir ömür boyu çalıştıktan sonra emekli olma başarısını gösteren Vatandaşlarımızın üç kuruş emekli maaşını alabilmek için gece yarılarından itibaren oluşturdukları kuyruk bu çağda bile varlığını sürdürüyor.
Marmara bölgesinde araç sahibi olma bahtsızlığı yaşayan sürücülerin İstanbul’a ulaşabilmek için gösterdikleri çaba sırasında saatlerce uğraşmak zorunda kaldıkları Trafik kuyruğunu ise araç sahibi olup ta yaşamayan nerede ise yok gibi.
Bizim burada yazdığımız ancak 4-5 katını daha yazmayı unuttuğumuz kuyruklar ile ilgili olarak “ne var yani aracı olanda bir kısım sıkıntıya katlansın” diye bir itirazda bulunabilir, bizim bu itirazlara hiçbir diyeceğimiz yoktur ancak hepimizin olmak ve yaşamak istediğimiz AB ülkelerindeki insanların sürdüğü hayatı görünce de “ Bizim neden böyle bir hayatımız yok.? şeklinde bir soru yöneltme hakkımızın da saklı olduğunu unutmamak gerektiğine inanıyoruz.
Çok daha ötelere gitmeden 12 Eylül 1980 ihtilalinin üzerinden geçen 35 yıllık zaman diliminde Avrupa ülkelerinde yaşayan insanların hayat standartlarının nereden nereye geldiğini, bizim nerede kaldığımızı biraz araştırdığımız da hangi durumda olduğumuzun da farkına varacağız diye düşünüyoruz.
Her gün yaşamak zorunda kaldığımız ve artık alışkanlık haline gelen bu “Keşmekeşliğin” nasıl sona ereceğinin cevabının da aslında “AB standartları” olduğunu Edirne’den, Kars’a kadar hemen herkes biliyor ama siyasetin geldiği daha doğrusu bizi getirdiği çıkmaz daha iyi bir hayat yaşama isteğine şimdilik kapalı gibi.
Bizim bütün bu yazdıklarımız bir itirazdan çok insanımızın daha iyi şartlarda bir hayat sürmesi adınadır, kuyrukların olmadığı, kimsenin en basit bir işi için saatlerce beklemek zorunda kalmadığı, İnsanın insanca bir hayat sürdüğü günleri bir an önce görme isteğimizdir.
Bu yüzden bizim yüzümüzü Gana’dan, Somali’den, Cibuti’den Paris’e, Londra’ya, Viyana’ya daha da açık bir ifade ile her Türk Hakanının yüzünü çevirdiği “Batıya” dönmemiz gerekiyor.
İçerisinde bulunduğumuz bu sıkıntılardan kurtulmanın başka da hiçbir yolu şimdilik yoktur.