İNSAN

Prof. Dr. Mustafa Kemal Şan, “Sakarya Sosyolojiden bir yıldız kaydı”

Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, Prof. Dr. Mehmet Tayfun Amman’ın vefatıyla derin bir üzüntü yaşıyor.

Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, Prof. Dr. Mehmet Tayfun Amman’ın vefatıyla derin bir üzüntü yaşıyor. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Şan, “Sakarya Sosyolojiden bir yıldız kaydı” başlıklı paylaşımında hocanın akademiye ve öğrencilere kattığı değerleri hatırlatarak, onun ardından duyulan büyük boşluğu dile getirdi.

Sakarya Sosyolojiden Bir Yıldız Kaydı

5 Mart 2026, Ramazan ayının ise 15. Gününde Tayfun Amman hocamızı kaybettik. Onu kaybetmenin acısının derinliğini ifade edecek bir kelime bulamıyorum. Daha bir gün önce on ikincisini idrak ettiğimiz Sakarya Sosyoloji Bölüm iftarında buluşmuş, hepimizin her yıl gelmesini iple çektiği bu iftar akşamı sonrasında çayı kahvesi ile derinleşen sohbetlerin tadına varmıştık. İftar sonrasında Tayfun hocamız her zamanki nüktedanlığı ve hoş sohbet edası ile yanı başıma oturmuştu. Onu aradan yirmi dört saat bile geçmeden kaybedeceğimizi hiçbirimiz bilmiyorduk. Meğer bu iftar yemeği ve akşamını vesile kılan Rabbimiz bize hocamız ile vedalaşma şansı tanımıştı. Malum Ramazan ayının iftara yetişme telaşı ile hafta içinde derslerimizi bitirdikten sonra hızlıca okuldan ayrılırdık. İftar akşamı Tayfun hocamızla sohbetimizde “ başkanım odana geldim ama seni bulamadım” diyerek bana şaka yollu takılıyordu. O akşamı her zaman olduğu gibi Bölümümüzün tüm akademik personeli ve özellikle de yabancı uyruklu olan yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizle büyük bir mutluluk ile geçirdik. İftar saatinden sonra sayımız azala azala saat 12’ye kadar bu mes’ud anları sürdürmüştük. Saat 22.30 gibi Tayfun hocamız ayrıldılar. Ertesi gün lisans dersi vardı. Biraz ıstırahat etmek ve Ramazan münasebeti ile evinde ibadeti ile meşgul olmak istediğini biliyordum. Birbirimizi son görüşümüz o an oldu. Her zamanki mütebessim çehresi ile eşi Beyza hanımın iftar için yapmış olduğu o harika tatlıların tepsilerini de alarak aramızdan ayrıldı. Ertesi gün tam iftar saatinde cep telefonuma hocanın eşi Beyza hanımdan gelen bir arama ile sarsıldım. İftar saatinde Beyza hanım beni neden arardı. Çok büyük bir endişe içinde iftarımı daha yeni açmışken telefonda ağlamaklı bir ses ile “Tayfun’un durumu iyi değil, nefes alamıyor, yüzü morarmaya başladı hastaneye kaldırdık” dedi. Hemen apar topar Sakarya’daki hastaneye yola çıktık. Yol boyunca zihnimden hocaya bir şey olabileceği ihtimalini atamıyor bir yandan da dudaklarımda dualar terennüm ediyordum. Perşembe akşamı Saat 19.40 gibi Toyota Devlet hastanesine ulaştığımda hastaneye benden biraz önce varmış İsmail Hira kardeşimin yüzündeki acı ifadeyi gördüm. Hocayı kaybettik dedi. Bir anda hıçkırıklara boğuldum; acımı, üzüntümü içime gömme becerisi gösteremedim her zaman olduğu gibi. O anda hızla kafamın içinden neler geçtiğini ifade edemem. Onun olmadığı bir Sakarya Sosyoloji nasıl bir yer olacaktı. Okul dışında olduğum zamanlarda bile sürekli birbirimizle yazışır, haberleşir, tefonlaşırdır. Şimdi bunca Doktora öğrencilerinin tezlerini nasıl tamamlayacağız; nitekim neredeyse benim danışmanlığımda olan öğrencilerin tamamının tez izlemesinde hoca olurdu onun danışmanlığı olanlarda da ben olurdum. Siyasal Bilgiler dekanı İrfan Haşlak hoca da bu uyumlu ekibin mütemmim cüz’ü olurdu. Kafamdan sadece bular geçmedi elbette onun ölüm haberini aldığımda. Ben artık kafama takılan bölüm sorunlarını kiminle paylaşacak, bu sorunlara yapıcı çözüm önerilerini kimden alacaktım. İçim daraldığında o engin bilgisi ve vizyonu ile kiminle sohbet edecektim. Hoca bölümün lisans öğrencileri ile yakından ilgilenirdi ama özellikle lisans üstü için son derece kilit bir konuma sahipti. Öylesine donanımlı bir kişiliğe sahipti ki onu özellikle Doktora süreçlerinde olmazsa olamaz bir aktör olarak konumlandırırdım. Onun kaybı ile bir sürü Doktora öğrencisi, Yüksek Lisans öğrencisi de öksüz kaldılar. Elbette geride kalan bizler onun emanetleri olan öğrencilerimize rehberlik etmek için elimizden geleni yapacağız. Ama bıraktığı boşluk kesinlikle doldurulamaz kadar derin oldu. Hayatın ritmi içinde biliyorum ki içimizdeki acımızı dizginlemeyi öğrenecek, Allah vergisi sabır ile “bu da geçer ya hu” diyeceğiz ama onun irtihali ile ortaya çıkan bu büyük boşluk telafi edilemeyecek. Sakarya Sosyoloji’ye bir lütuf olarak gelen bu yıldızı kaybetmenin telafisi hiçbir zaman mümkün olmayacak.

Tek tesellimiz ise onun varlığı esnasında şunu da yapsaydık diye bir hayıflanma içinde olmayacağımızdır. Akademik olarak hoca yapabileceğinin maksimum düzeyinde katkısını verdi. Beş yıl önce geçirdiği ilk kalp krizinin kendisini zorlamasına rağmen toparlanır toparlanmaz ders ve danışmanlıklarını aynı ciddiyette sürdürmeye devam etti. Sahip olduğu engin sorumluluk ve asker (!) disiplini ile öğrencilerimize en büyük değeri veren hocamız oldu. Dersleri adeta entelektüel bir ziyafetti öğrenciler için. Bunda hiç kuşku yok elbette. Cenazesine katılan öğrencilerin ardından yaptıkları tanıklık hepimiz için adeta bir övünç kaynağı oldu. Onun adına ben Bölüm başkanı olarak iftihar ettim. Onu İstanbul Sosyolojiye almak için onca caba sarf eden İsmail Coşkun muvaffak olamamış bizi kabul etmişti. Tayfun hoca sadece ders ortamında değil sohbet ortamlarında da bizi etkilemeye, başımızı döndürmeye devam ederdi. Onun engin birikim hepimizi kendisine hayran bırakırdı. Bir ortamda o varsa konuşulan her şey kaydedilmeye değer bilgi ve hikmete dönüşürdü. Bir süre sonra İsmail, Musa, Aydın, Yaşar hocalarla yaptığımız oda sohbetlerine dışarıdan hocalar da gelmeye başlardı. Mahmut Bilen, Yılmaz Daşcıoğlu, Sezai Küçük, Yaşar Ertaş hocalar da düzenli katılmaya başladı. Bir öğrencimizin bir yerde ifade ettiği gibi o Amman değil adeta Umman’dı. Hoca ile yaptığımız Doktora savunma ve Yeterlilik sınavları da herkes için çok öğretici olmaya davam ederdi. Bu durumun sadece öğrencilerimizle sınırlı olduğunu ifade edemem. Bizler de sürekli hocadan öğrenmeye, bilgi ve görgümüzü artırmaya devam ederdik. Bütün bunlar olup biterken o mütevazı çehresininden asla ödün vermezdi. Kibir ona çok uzaktı. Etrafımızda görmeye alıştığımız küçük dağları ben yarattım edası ile dolaşan kifayetsiz muhteris’lere inat hoca tevazu zirvesi bir kişilikti. Bizim onun bilgisinden etkilenmemizin onun için bir önemi yoktu. Her zaman zarif bir kişilik yapısı içinde kalarak bizlere hitap ederdi. Birlikte çalıştığımız ve benim bölüm başkanı olarak kaldığım bu yıllarda benim alanıma inhisar edecek tek bir davranışına, tek bir aşırılığına tanık olmadım. Bana gösterdiği saygı ve nezaket ve bölüm işlerinde velevki küçük bir detay da olsa bana danışmadan bir adım bile atmaması çok dikkatimi çekerdi. Bu onun yetiştiği Devlet ciddiyetinin bir sonucu olduğu kadar bana ve çalışma arkadaşlarına olan sevgisi ile de alakalıydı.

Ama maales Rabbimiz onu erkenden aramızdan aldı. "Her ölüm erken ölümdür, Biliyorum tanrım" diyen şair Cemal Süreya’nın bu dizeleri Tayfun hocamız için tam olarak tecelli ediyor. Evet ona doyamadık. Onun sadece sosyoloji ile sınırlı olmayan, insan ve toplum bilimlerinden tıbba varan engin birikiminden yeterince istifade edemedik ;biliyorum. Ama bu dünyada akademik tatmin de bir yere kadar. Bu dünyanın geçiciliği içinde bilginin künhüne zaten hiçbir zaman vakıf olamayacağız. Zaten hepimiz buralarda bir süreliğine sürgün hayatı yaşamıyor muyuz. Önemli olan baki kalan bu kubbede hoş bir sada bırakmaksa Mehmet Tayfun Amman bunu ziyadesiyle yaptı. Şimdi onun için mağfiret dileme, varsa taksiratını affetmesi için Rabbimize niyaz etme vaktidir. Biz seni iyi bildik; Rabbimiz de bu şehadetimize katılsın ve seni Firdevsi Alaya nail eylesin. Tekrar görüşeceğiz sevgili hocam……

Mustafa Kemal Şan