Sen yoksun diye tüm özlemlerin içine deyip daha rahat tükürüyorum denize ciğerlerimin paslanmış kanını. Şiirlerim inceldiği yerden kopacakmış gibi iğreti duruyor zihnimde, düştü düşecek denize, doğruluyorum. Anlamasan da rüyalarında gezinmemin sebebini, burada kalbi kırık bir balıkçı dostu bıraktın, senden uzaktayım ya deniz daha bir çekiyor içine benliğimi, boğuluyorum. Gözlerinin ışığı kurtarıyor hayatımı, canım.....
Beni affet, seni sevdiğim için, düşlerini zamansız çaldığım için, yalnızlığına ve ıssızlığına sessizce sokulduğum için affet... Beni affet, seni delicesine sevdiğim için, gecelerini senden aldığım için, tek kişilik hayatında kendime de yer bulmaya çalıştığım için affet....
Bir çırpınış benimkisi, çok uzaklarda bir kuyunun dibinde, gökyüzü diye gözlerini seyrettiğim ve ellerin diye soğuk duvarlarını yokladığım bir kuyunun dibinde. Çaresizim hem de çok çaresiz, hiç bir romanın kahramanında ve hiçbir şiirin imgesinde kendimden izler bulamadım, belki de saatler boyu kitaplarda dolaşmam bundandı, günlerce şiirler okumam ve sonra da yıllardır şiirler yazmam bundandı belki, madem başka yerde yok, kendi şiirimi kendim yazmalıydım ve yazdım yazdım yazdım, imgelerimi altüst ettim...
Kendimi arama telaşıydı benimkisi, ne ki bulabilmiş değilim hala, bir kuyudan seyrediyorum hayatı, yaşamıyorum sadece seyrediyorum bir kıyısından işte. Ya sen nerdesin şu an?
Nietzsche ne diyordu: " "Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar. Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız; önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?" (Böyle Buyurdu Zerdüşt)
Dostlarımızı azat edip duruyoruz ama ayağımızda zincirlerimizi sürüyerek. Söyle, ne zaman yanacağız kendi alevimizde, ne zaman kül olup savuracağız birbirimizi ve ne zaman yenileyeceğiz kendimizi? İçim kanıyor daha bir azıyor yaralarım bu zamanlar.