Türkiye’de “Tek adam partisi” dönemi

 İktidara gelebilmek adına herhangi bir dünya görüşüne mensup siyasetçilerin kurdukları partiyi kamuoyuna anlatabilmek adına karşılarına geçtikleri medya kuruluşlarına yaptıkları ilk açıklama “Partimizde tek adamlık olmayacak, tabandan tavana başlatılacak olan hareketimizde en alttaki üyemiz ile Genel başkanımızın kararı aynı noktada değerlendirilecektir”  oluyor.
12 Eylül 1980 tarihinde yapılan İhtilale kadar Türkiye’de var olan partilerde fazla olmasa da demokratik kurallar zaman zaman işliyor ve bir noktaya gelmek isteyen siyasetçi ön seçim yolu ile bu talebini gerçekleştiriyor yada gerçekleştiremiyordu.
12 Eylül 1980 ihtilali sonrası şimdi hayatta bulunmayan Süleyman Demirel-Bülent Ecevit-Alparslan Türkeş-Necmettin Erbakan ve Turgut Özal gibi karizmatik liderler var olsa da o tarihlerde partiler en azından milletvekili adaylarını salonlarda “ön seçim” sistemi ile halkın karşısına çıkarma yoluna gidiyorlardı.
03 Kasım 2002 tarihi itibarı ile son derece güçlü bir siyasi Figür olan Tayyip Erdoğan’ın siyaset dünyasına girmesi ile başlayan “Tek adamlık” süreci o gün bu gündür hem AK Partiyi hem de diğer siyasi partileri bir noktadan sonra “Lider partisi” konumuna getirdi.
İktidarda bulunan AK Parti’de bir noktada tek adamlık müessesesi kabul edilebilir, 03 Kasım 2002 tarihi il eğirdiği bütün yerel ve genel seçimi kazanan AK Parti’nin genel başkanı Erdoğan” Her girdiğim seçimi tek başıma ben kazanıyorum dolayısı ile tek başına iktidara getirdiğim parti içerisinde ki seçme ve seçilme hakkı da tamamen bana aittir” derse bu açıklama diyecek hiçbir şeyimiz olmaz.
Peki o tarihten bu güne kadar girdiği her seçimi kaybeden MHP Genel  başkanı Devlet Bahçeli’ye Genel başkan olduktan sonra partisine hiçbir başarı kazandıramadığı halde partinin başından gitmeyen CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ne demeli.?
Tek adamlık meselesini sadece AKP-CHP yada MHP ile sınırlandırmak şu aşamada mümkün değildir, Türkiye’de çok uzun bir süredir 20 milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı da tek adamlık yapıyor 10 bin oy alan bir siyasi partinin genel başkanı da parti içerisinde hiç kimseye “aman” vermiyor.
Hal böyle olunca her geçen gün Türkiye’de var olan siyasi partilerin genel başkanları kazanamadıkları her seçim sonrası yalnızlaşıyor sonrada “Türkiye’de iktidar olacağıma Partimde tek adam olayım” algısına esir oluyor  ve dönülmez bir süreç başlıyor.
Partisinin isminde “Demokratlık” olan partilerden başlayarak Demokrasiyi birinci madde yapan bütün siyasi partilerde şu sıralar “Demokrasiden” yada seçimden söz etmek artık mümkün değildir, Parti Genel başkanlarını ilahlaştıran ve siyasi geleceklerini genel başkanların iki dudağı arasına hapseden genel merkez yöneticileri de zaten bu kötü gidişe teşne oluyorlar.
Siyasi Partiler kanunu değiştirilmeden 12 Eylül 1980 ihtilali sonrası Askeri Cunta tarafından hazırlattırılan Anayasa değiştirilmeden Türk siyasetindeki “Tek adamlık” dönemi asla kapanmayacak ve herkesin yaka silktiği bu durumdan kurtulmakta mümkün olmayacaktır.
Bu durumun farkına  Genel başkan olduktan çok kısa bir süre sonra varan Liderlerden o andan sonra “Benden sonra tufan” diyerek kazanamadıkları her seçim sonrası çevrelerinde eskiyen yüzlerin bir kısmını değiştirerek kendilerine yeni bir alan açıyor ve yıllar yılı saltanatlarına devam ediyorlar.
Geçip giden yıllar içerisinde de olan her zamanki gibi vatandaşlara ve yıllar yılı gece gündüz demeden mücadele eden partilerin çilekeşlerine oluyor.