Şarköy’de...(2)
Çok mu uzaktasın ki yetişemiyorum sana, burada yoksun belki şu anda ama kokun burada, tam karşımdaki denize sinmiş gözlerinin nemi ve gökyüzünü ıslatıyor ağlamaklığın. Bense düşmüşüm ardına gözyaşlarının ve çöldeki yolcu gibi serabını izliyorum, ıslaklığın çekiyor beni, elimde değil şarkısını mırıldanıyorum, ama elimdekileri de bilmiyorum, bana bırakacaklarını da. Yanımda şiirlerini biriktiriyorum şehirlerin ve düşlerinin mavisinde bulutlar yüzüyor. Bir gün daha batıyor gözlerinin karasında, otele dönmeliyim, sen geleceksin ya da gelmeni düşlüyorum, kimbilir hangi şehirde hangi beldede çıkacaksın karşıma, birlikte soluduğumuz nefesini takip edeceğim Marmara’nın kıyılarında.
Otele döndükten sonra bir kahveyle denizin serinliğini ısıttım. Ardından Şarköy’e düştüğüm dizeleri bir kağıda geçirdim odamda. Ve şiirimi son düzeltmelerden sonra bir kez de sesli okudum:
Yağmalanan Belde(*)
Bütün içtenliğimle tutuyorum
büyük ve ölü bir eli, boşlukta beliren
yaşlanmış gözlerimle diriltiyorum,
körelmiş ışığı ve çare oluyor göz yaşlarım
yeryüzünün kuraklığına...
Ormanlar dolaşıyor, ağaçlar geziniyor
ayaklarımın dibinde, basmamak için direniyorum
hani direnmek inanmaktır derdik ya,
senin için direniyorum yaşamaya,
senin için inanıyorum...
Ölmenin yakınlığı huzur vermiyor artık,
senin dirilmeni bekliyorum,
senin dirilmeni bekliyor yeryüzü
ve gökyüzü ağlıyor gidişinin ardından...
Şehir şehir aramaya çıkıyorum seni,
izini sürüyorum yollarda, nefesini soluyorum,
bir gün mutlaka, bu kayıp şehirlerin birinde,
sahte düşlerin en ihtiyarında yetişeceğim sana,
soluklarımızı bir kılacağım, çoğalacak nefesimiz
ve tek ıssız yer kalplerimiz olacak,
Bekle beni o yağmalanan beldede,
yağmalanan yüreğinle,
geleceğim mutlaka...
Şarköy (Agora)(**)
(*) Şarköy'ün sürekli istilalara uğramasından dolayı tarihte adı yağmalanan belde'ye çıkmıştır.
(**) Şarköy'ün eski adı.
Sonnot: Yol yorgunluğundan gözlerim kapanmaya başlamadan önce günceme Küçük Prens’in yazarı Saint Exupery’nin Kale kitabından okuduğum bir cümleyi hatırladığım kadarıyla eklemeliyim:
"Aşkın bir manastırın ya da bir sürgünlüğün aşılmaz duvarları gibi salt bir engelle karşı karşıyaysa ama sevdiğin görünüşte kör ve sağır olmakla birlikte sevgine karşılık veriyorsa, Tanrıya şükret çünkü yeryüzünde senin için yanan bir lamba var demektir o zaman. Bu lambayı kullanmasan ne çıkar! Çünkü çölde can çekişen ölmektedir ama uzak bir evle zengindir."
Tanrıya şükrediyorum, hala o lambanın parıltısı olmasa benim yollarda işim ne? Defteri kapatıp kendimi, geleceğin güzel günlerinin kısık aydınlığında ve onu bulabilmenin mutluluğunda, gecenin ağır sessizliğine ve karanlık koynuna bırakıyorum, yağmalanmış yüreğimi bu yağmalanan beldenin emin ellerine teslim ediyorum.