Yönetemediğimiz Gündemin Altında Ezilmek

Algı yönetimi ve kriz iletişimi üzerine defalarca tweet attık, makaleler kaleme aldık; hatta bu köşede algı yönetimine dair yazılarımız bile yayımlandı.

Ne var ki bir türlü olguların algıların önüne geçemiyoruz; algılara teslim olup duruyoruz. Bu sorunsalı bir türlü aşamıyoruz.

Sadece bu haftanın en çok konuşulan gündem maddelerine bakalım:

Emekli maaşları… En düşük emekli maaşının ne olacağı, ne olması gerektiği belki iki aydan fazladır gündemi meşgul ediyor.

Tahminler havada uçuşuyordu. Çünkü uzun süredir mağdur edilen emeklilerimizin ilgisini çeken bir konuydu; hem iktidar hem muhalefet için rating ve etkileşim rekoru kıran bir malzemeydi.

Bol bol dile getirildi ve o gün geldi çattı: Enflasyon beklentisi paralelinde yüzde 12’lik bir zam açıklandı. Kıyamet koptu; iktidar medyada ve kamuoyunda epey dayak yedi. Açıklanır açıklanmaz, özellikle en düşük seviyede maaş alan emeklilerin durumu gözetilerek “Bu kesim için yeni bir düzenleme yapılacak mı?” soruları ortaya atıldı ve yeni bir beklenti yaratıldı.

Bu tartışmaları dindirebilmek için dil ucuyla da olsa “Yeni bir çalışma yapılacak” müjdesi verildi; beklenti katlanarak arttı.

Birkaç gün sonra toplantılar yapıldı, değerlendirmeler tamamlandı ve en düşük maaş alan kesime 1.100 TL’lik ek zam yapılarak oran yüzde 18’lere çekildi; net 20 bin liraya yuvarlandı.

Ne var ki bu zam, en düşük alan kesimi beklendiği gibi memnun etmedi. Bu kesimin dışındakilere herhangi bir şey yapılmayınca “E ama peki ya biz?” diyenler de devreye girince, iktidar birkaç gün daha sağlam bir dayak daha yedi.

Oysa az ya da çok, iyi ya da kötü; bu çalışmalar tek seferde tamamlanıp, uygun bir dille, gerekçeleriyle birlikte kamuoyuna açıklanamaz mıydı? Neden bunu yapamıyoruz? Neden krizleri yönetemiyoruz? Neden iktidara yaptığı bir iş üzerinden iki defa dayak yediriyoruz?

Sosyal medyadaki kirliliğe çare bulamadığımız gibi, lehimize olan iyi şeyleri de yüzümüze gözümüze bulaştırmıyor muyuz?

Sosyal medyada Sinop’ta bir köylü kardeşimiz, ağzında sigarasıyla kar üzerinde kaçamayan domuz sürüsünden bir domuzu elleriyle yakalayıp sonra doğaya bıraktığı bir video düştü.

Video önce ülkemizde, ardından dünyada viral oldu; farkında olmadan hem ülkemizin reklamını yaptı hem de Türk milletinin cesaretini bütün dünyaya gösterdi.

Tam konu unutulmaya yüz tutmuşken medyaya şu haber düştü: “Sinop’ta elleriyle domuz yakalayan çobana, avcılık kurallarına uymadığı gerekçesiyle 15 bin lira ceza yazıldı.

”Haydaaa! Ortada avlanma mı var? Ne kuralı, ne nizamı? Hangi kuralı ihlal etmiş? Av sadece silahla hayvanı vurup öldürmek midir?

Kaldı ki yabani ve zararlı bir hayvan olmasına rağmen ortada avlanma, öldürme yok.

Sosyal medya üç gündür çalkalanıyor.

Sağ olsun ilgili bakanlıktan “Bir yanlışlık olmuş, iptal ediyoruz” ya da “Sebep şudur kardeşim, hak etmiş bu cezayı” dedirtecek net bir açıklama yok.

Üç gündür medya ve bakanlık üzerinden iktidar dayak yemeye devam ediyor. Yazık ki ne yazık.

Mesela bu konularda mahir olanlar, en ağır suçlarını, ayıplarını nasıl da örtüyorlar; hem de koro halinde.

Haftanın en çok konuşulan konusu elbette İmamoğlu’nun kullandığı bir uçakta yapılan kirli ve yüz kızartıcı hadiselerin fotoğraf ve videolarla ortaya dökülmesiydi.

Dedik ya, bu konuda mahirler profesyonel adam çalıştırıyor: “Uçak İmamoğlu’nun şahsi uçağı değilmiş, hatta AK Partili bir iş adamına aitmiş, ortaya atılan iddialar boşa çıktı” diye medyalarında haberler yaptırdılar, trollerine tweet attırdılar. Millet bunu yiyor mu? Maalesef yiyen sayısı azımsanmayacak kadar fazla.

Bu iyi bir örnek değil ama başa dönecek olursak:

Dünyanın en doğru ve güzel işini yapıp doğru anlatamazsak, yaptığımız iş çok çirkin anlatılır, ayağımıza dolanır.

Ve genelde de biz bu handikabı yaşayan taraf oluyoruz. Neden yahu?

Sadece bakanlıklarımızın değil, tüm kurumların algılara, dezenformasyonlara ve krizlere karşı durabilecek, cevap verebilecek, krizleri yönetebilecek etkinlikte profesyonel departman ve birimlere, yetkin çalışanlara ihtiyacı var.

Yoksa yapılan icraatlar, emekler hep zayi oluyor. Yazık ki ne yazık.

İyi haftalar.

Medya Muhtarı