MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (1)

Devlet dediğiniz şey yalnızca önündeki kargaşa, kaos ve krize bakmaz.

Devlet, kriz çıkmadan yıllar önce hangi taşın nereye düşeceğine bakar.

Bazen Milli menfi maksatla o taşı kendisi koyar.

Bazen başkasının koyduğu taşı yerinden oynatır.

Bazen ufacık hiçbir şey yapmaz, yalnızca bekler.

Çünkü devlet aklının en büyük silahı her zaman ordu değildir.

Bazen zamandır. İşte şimdi sizi biraz daha geriye götüreceğim.

Maalesef çok fazla geriye değil.

Öncesinde bir Mısır’a gideceğiz.

Çünkü bazen Anadolu’nun doğusuna verilecek mesaj, doğudan verilmez.

Bazen çok bir büyük devasa dağın uyanması için Nil kıyısında dua edilir.

14 Şubat 2024 ve yer: “Kahire.”

Kameralar açık çalışıyordu.

Gazeteciler sıraya dizilmişti.

Yıllardır karşı karşıya gelen iki büyük devletin liderleri aynı kareye giriyordu.

Türkiye’nin başındaki yolcu, Mısır’ın başındaki sisi tarafından karşılanıyordu.

Basının önünde tokalaştılar.

Yan yana hep gülümsediler.

Heyetler birlikte yürüdüler.

Bütün devlet TV’lerinde “Normalleşme” dedi.

Tüm ekonomi lobileri kanalları “Ticaret” dedi.

Diplomasi muhabirleri “Doğu Akdeniz” dedi.

Birileri “Gazze” dedi. Diğerleri “Enerji” dedi.

Hepinizde “gördünüz, izlediniz ve okudunuz.”

Fakat ben size şimdi başka bir şey soracağım.

Bir devlet yıllarca kavga ettiği başka bir devletin kapısına yalnızca ticaret için gider mi?

Elbette gider.

Lakin devlet dediğimiz şey yalnız bir nedenle hareket etmez.

Ziyarette herkes kendi dosyasını taşır. Ticaretçi ticareti görür.

Asker sahayı görür.

İstihbaratçı insanların nerede durduğuna bakar.

Tarihçiler ise hangi kapılardan içeri girildiğini.

O gece kameralar kapandı.

Bütün resmî program bitti.

Basın mensupları otellerine geçti.

Yolcu’nun konvoyundan ayrılan iki araçta Kahire’nin merkezinden güneye doğru hareket etti.

En ön araçta Türkiye Cumhuriyeti devletinin Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı “Kalın” vardı.

Arka araçta Mısır’ın Silahlı Kuvvetlerinden askerî istihbarat Başkanı “Hasan Mahmud Reşad.”

Gidilen yer bir saray değildi.

Genelkurmay binası değildi.

Fakat Havaalanı da değildi.

Eski Kahire’nin dar sokaklarından birinde, dışarıdan bakıldığında yıllardır kullanılmıyor gibi görünen taş bir yapıydı.

Kapıda asker yoktu.

Kameralarda yoktu.

İçeride dört kişi vardı.

Türk Dışişleri Bakanı

Türkiye MİT Başkanı

Egypt GDSSI Başkanı

TSK İstihbarat Başkanı

Masanın üzerinde anlaşma metni yoktu.

Yalnızca tek bir tane büyük Harita vardı.

Lakin bildiğiniz haritalardan hiç değildi.

Ortadoğu’yu devlet sınırlarıyla gösteren bir harita değildi bu.

Üzerinde ülkelerde değil, ağlar ve kördüğümler işaretlenmişti.

Mısır’ın güneyinden başlayan ince bir çizgi vardı.

Kızıldeniz'e çıkıyor, oradan boynuza: Sonra kuzeye dönüyor, Hicaz’a yaklaşıyor.

Ardından ise Şam havzasından geçerek Anadolu’nun güneydoğusuna ulaşıyordu.

Oradan üç kola ayrılıyordu.

Biri Mezopotamya’ya.

Biri Suriye’nin kuzeyine.

Biri Pers Devleti’nin batısındaki dağlara.

GDSSI Şefi Hasan Mahmud Reşad uzun süre haritaya baktı. Sonunda sordu: “Bu nedir?”

TSK Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Turgay Karahan cevap vermedi.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Eski MİT Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise:

Masanın başında sessizce oturuyordu.

Hasan Mahmud Reşad tekrar sordu: “Bu askerî hat mı?”

Turgay Karahan bu kez başını kaldırdı. “Tabi ki hayır!”

“İstihbarat ağı mı?”

“Tam olarak değil.”

“O hâlde nedir bu?”

Turgay Karahan önündeki siyah dosyayı açtı:

Dosyanın kapağında tek kelime vardı: “Dağ.”

İşte olayın en kritik tarafında biraz duralım.

Çünkü devletlerin birtakım dosyaları vardır.

İçindekini anlamanız için ilk sayfasını değil:

Son yüzyılı mutlaka okumanız çok önemlidir.

Dağ dosyaları yeni değildi.

İçinde silahlı gruplar yoktu.

Fakat bombalar yoktu.

Suikast listeleri yoktu.

Bunlardan düşünmeyin.

O dosyada bir şey vardı.

Aileler. Eski medrese çevreleri. Aşiret bağları. Tüccarlar. Şehir eşrafı. Dini kanaat önderleri.

Sınırın iki tarafında akrabalığı bulunan soylar. Bir zamanlar aynı pazara giden ama sonra dört ayrı devletin vatandaşına dönüşen tüm insanlar.

Türkçe konuşanlar. Kürtçe konuşanlar. Arapça konuşanlar. Farsça bilenler. Hepsi birbirine benzemezdi. Hepsi aynı siyaseti istemezdi. Hatta bazıları birbirinden nefret ederdi. Fakat devlet aklı zaten herkesin aynı şeyi düşünmesini istemez. Devlet aklı kritik anda kimin kimi dinlediğini bilmek ister.

Hasan Mahmud Reşad dosyanın sayfalarını çevirdi. “Bunların hepsi Kürt mü?” diye sordu.

Türk Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Turgay Karahan hafifçe gülümsedi. “Hayır.”

“Doğrusu da zaten dosyanın en fazla ağırlığı doğuda.”

“Çünkü doğuda yüz yıldır çözülmemiş bir mesele var.”

Hasan Mahmud Reşad başını kaldırdı. “Kürt meselesi?”

Türk İstihbaratı Turgay Karahan hemen cevap vermedi.

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra çok yavaş konuştu: