Hep derdi ki: "Hedefler yıldızlar gibidir. Onlara ulaşamayabiliriz ancak onlara bakarak yolumuzu bulabiliriz"
İçerisinde bulunduğumuz günlerde Türkiye’de işler karışık, Siyaset karışık/Ticaret karışık/Sosyal Hayat karışık/Dostluk karışık/Arkadaşlık karışık kısacası hayatımıza yön veren ne varsa hepsi karmakarışık.
Bizim dünya görüşümüzün şekillenmesini sağlayan bizi biz yapan değerlere sıkı sıkı sahip çıkmamız gerektiğini ,yurt sevgisini/Bayrak sevgisini öğreten Başbuğ Alparslan Türkeş işte hayatımızın çok karışık olmadığı daha olaylara daha düz baktığımız 04 Nisan 1997 tarihinde hayata veda etti.
Biz Türkeş’in hayatını kaybettiği 1997 yılında 37 yaşındaydık, O dönem ideallerimiz milletvekili yada Belediye başkanı olmaktan çok Belde ve ilçe Teşkilatlarında yer alıp bu vesile ile Başbuğ Türkeş’in çıktığı yolda kendisine az çok yardımcı olmaya çalışmaktı.
Ülkücü hareket o dönemlerde bu kadar ayrışmamıştı zira bizimle beraber bütün Türk dünyasının sorunlarının Alparslan Türkeş tarafından çözüleceğine olan inanç zaten bir anda olması muhtemel ayrışmaların önüne geçiyordu.
Türk dünyasının Alparslan Türkeş tarafından bir araya getirileceğinden yurt dışında bulunan kardeşlerimizin birbirleri ile daha yakın mesafede olmasının tek ilacının Türkeş olduğuna herkes kılcal damarlarına kadar inanıyor ve bu inanç Türk Milliyetçilerini diri tutuyordu.
O Zamanlar MHP iktidar değildi, Ülkücülerin iktidar olmak gibi bir kaygısı da yoktu, Zira Türkeş’in yetiştirdiği kadrolar Devletin hemen her kesiminde grev yapıyor bu sayede zaten Ülkücüler kendini Türkeş vasıtası ile iktidar olmuş sayıyordu.
Alparslan Türkeş’in sağlığında Ülkücüler değerliydi, MHP iktidar olmasa bile Ülkücüler bütün toplum tarafından büyük bir saygı görüyor, Türkiye’nin yada Türk dünyasının zora düştüğü her an Alparslan Türkeş’in önderliğindeki Ülkücülerin bu zorluğu aşacağı biliniyordu.
1999 yılına birkaç yıl kala yani 1997 yılından itibaren artık büyüyen gelişen Ülkücü Hareketin yapılacak ilk genel seçimde yani 1999 yılında MHP’nin iktidar ve iktidar ortağı olacak noktada bir oy alacağı hemen herkes tarafından az çok hissedilmeye başlandığı yıllardı.
Bir gün akşam saatlerinde eve girdik girer girmez de telefon çaldı, telefonun bir tarafında şu an aramızda bulunmayan ve herkes tarafından Marko Paşa olarak bilinen bizim gazetenin köşe yazarlarından Mehmet Yücebaş telefonun diğer ucunda “Yüksel Bey başın sağ olsun şimdi televizyondan öğrendim Alparslan Türkeş geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etmiş, siz sağ olun vatan sağ olsun” şeklinde konuşunca telefon ahizesinin elimizden düştüğünü bugün gibi hatırlıyoruz.
1917 yılında başlayan hayat 1997 yılının soğuk bir Nisan günü sona ermiş daha da önemlisi Alparslan Türkeş gibi son derece karizmatik ve üst derecede lider özelliği bulunan bir isim etrafında birleşen milyonlarca idealist insan bir anda “Komutansız bir Ordu” gibi olduğu yerde kala kalmıştı.
1997 yılından itibaren Dünyanın/Türkiye’nin ve bu iki coğrafya üzerinde yaşayan herkesin mecburi yaşadığı dönüşüm başta Türk milleti olmak üzere Ülkücüleri de oradan oraya savurdu durdu.
Alparslan Türkeş’in hayata geçirmeye çalıştığı fikirleri basılı eser olarak hazırladığı “9 IŞIK” isimli yol haritası bizim gibi hayatını “Türk Milliyetçiliği” fikrine adayanlar için hep “Başucu” kitabı olarak yer bulmuştur ve yaşadığımız zaman zarfında da hep öyle kalacaktır.
“Türk Dünyasının Lideri” olarak bilinen Alparslan Türkeş’i bu ölüm yıldönümünde bir kez daha hayatımıza kattığı değerler dolayısı ile Rahmet ve Minnet ile anıyoruz, Son derece fırtınalı bir hayat yaşayan ömrünü tabutluklarda/İşkencehanelerde/Sürgünlerde geçiren bir dava adamı ile ilgili ne yazılsa ne söylense biliyoruz ki anlamsız olacaktır.
Yazımızın sonunda tekrar belirtiyoruz “Hedefler yıldızlar gibidir. Onlara ulaşamayabiliriz ancak onlara bakarak yolumuzu bulabiliriz" Dolayısı ile biz Yıldız olarak kabul ettiğimiz Alparslan Türkeş’e bakarak bundan önce olduğu gibi bundan sonra da ihtiyacımız olan hedeflere gitme adına bir gün bile yılgınlık/Bıkkınlık göstermeyeceğiz.