İsmet Özel, ‘Akla karşı tezler’ şiirinde ;
‘En mutlu insanlar belki de
baca temizleyicileridir
öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
yüreklerini geniş, dayanıklı
aydınlık tutmak zorundadırlar
buna yükümlü sayarlar kendilerini.
baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
başkalarınca sevilirler aynı zamanda
çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar’.
***
Ben baca temizleyiciler kadar 1970 yılından önceki çingenelerin dünyanın en mutlu insanları olduğunu düşünüyorum.
Yerleşik düzene bağlı değildiler. Onları eşyaya bağlayan, eşyanın esiri eden bir bağları yoktu. Atları vardı. Bizden daha mutluydular, yüzleri gülerdi hep. ‘Hüzün ki en çok yakışandı bize’ somurtuk suratlarımız vardı. Oysa onların kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu. Arsaları, evleri, salonları yoktu ki salonlarında hiç kullanılmayan mobilyaları, beyaz eşyaları, giyecek stokları olsun. Onları kaybetme korkusuna sevk edecek hiçbir şeyleri yoktu. Mutlulardı. Akşama kadar çalışıp sabaha kadar eğleniyor yiyor içiyorlardı.
***
Daha altı yedi yaşlarındayken köyümüze poşalar gelir sepet, elek, iğ, külek, kasnak, teşik, kalbur dediğimiz eşyaları verir yerine buğday alırlardı. Birbirlerine taktıkları lakapları bizimde kullandığımız olurdu. Kılkuyruk, sala hana, leğen ağızlı, tuluk göz, pörtlek göz gibi.  Atasözleri de vardı kullandığımız ‘İt kursağı yağ götürmez’, ‘Aç it fırın kırar’, ‘Düşersen harga ya kuzgun yer ya karga.’
Deyimleri de vardı ‘Eşek ölüsü gibi’ ‘çıplak olup cıbılın kabadayısı olmak.’ ‘Tok evin aç pisiği.’ Annem yaramazlık yapıp kaçtığımda arkamdan bağırırdı; ‘Kâfir seni kılkuyruk’. Hırsız arsız değillerdi; hatta çoğu kadınlarla da bacılık olur her gelişinde sevdiği bacılığına konuk olur onu akrabası gibi ziyaret ederlerdi. Erkekleri Ocaklarını açar körüklerini kurarlardı. Kap kacak kalaylayan erkekleri köyün merkezindeki harmanda tüm bakır eşyalarını kalaylar tertemiz teslim ederlerdi köylülere. Bizi severlerdi bizde onları severdik. Kimseyi düşünmezler, kimsede onları düşünmezdi. Daha köyden ayrıldıkları gün unutulurlardı. Bir Zülal vardı çingene kadını. Onu çok severlerdi bizimkiler. Bir bahis geçerse ya da o yıl gelmezse acaba öldü mü diye hayıflanırlardı. Çocuktuk anlamazdık bu yabancı birisini bir çingene kadınını merak etmeyi.
***
Saraybosnalı ünlü yönetmen Emir Kusturica’nın nefis bir filmi var. ‘Çingeneler zamanı’. Balkan kültürünü beğenelim ya da beğenmeyelim filmlerini. Goran Bregović, müzikleriyle birleştiren güzel bir sanatçı Kusturika. Sırp olması Hristiyan olması Müslümanları sevmemesi ayrı şeyler. Sırplarda zaten had safhalara varan Türk Müslüman düşmanlığı mevcut. Evliya çelebinin anlattığı yüzlerce cami bugün yok Belgrad’da!
***
Doktor Kantarcıyla uzunca bir zaman yolculuk yaptığımız Bulgaristan şehirlerinden Razgrad’a giderken yolda at arabasıyla bir çingene kadını kesti yolumuzu. ‘Türkçe yazan bir kitap verin okuyayım’ dedi. O zamanlar Bulgaristan’da Türkçe konuşmak yasak. Kitap dergi yok. Muammer abi şaşkın, ‘Nereden bulalım’ dedi. Kadın, ‘Kucağında var ya’ dedi, çantadaki yarısı çıkmış dergiyi göstererek. Havalimanından sanırım bir aktüel dergiydi gece bakarım diye almıştı. Kadına uzattı, çok mutlu oldu kadın. Kadının Türkçe bir dergiyle gözlerindeki mutluluğu gören bendim. Daha sonra yine çingenelerdi cesaretle başörtüsü takıp Filibe sokaklarında gezen. Müslüman Türkler korkar takamazdı başörtüsü. Onlar göğsünü gere gere ‘Ben Türküm’ derlerdi. Muammer abi bana gülümserdi göğsünü kabartarak Türküm diye haykıran çingeneye bakıp.
O Çingeneler yok artık. Kayboldular. Toplumun içine karıştılar. Eşya sahibi olmaya başladılar. Onları da korku kapladı. Yok Roman oldular yok dernekler kurdular. Mutluluğu bırakıp eşyanın korkunun içine daldılar. Dertsiz kaygısız dünya umurunda olmayan çiçek satan göbek atan eşyayı önemsiz bulan bir insan topluluğuydu.
***
Bugünkü iktidar 1934 yılındaki kanunu değiştirip çingeneleri anarşist ve casusluk sıfatıyla birada bulunmaktan kurtarıp vatandaş yaptı.
***
Yazılarımı bitirince köşe komşum Yüksel Ercan’a yolluyorum kontrol etsin diye. Beni aradı. Bak bu konuda dikkatli ol, Cihan Aktaş diye bir yazar yazı yazmış eleştiride almış dedi. Baktım kadın Erzincanlıymış. Senin nüfus cüzdanında Kemah, benimkinde Refahiye yazıyor, Cihan hanımda hemşerimizmiş. Çok şık bir çocukluk anısı yazmış bir şey olmaz dedim.
***
Biraz hava alayım deniz kıyısında diye sahile indim. ‘Neyse halin çıksın falın’ dedi çingene kadın bana yaklaşıp. Elimi uzattım fala inancım zayıftır. Güzel şeyler anlattı. Size söyleyemem.