Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
***
Atilla İlhanın güzel şiirinin bu güzel dizeleri Fatih’i anlatan en iyi ifadelerden biridir.
***
Fatih camisi Osmanlının eserlerinden biridir.16 medrese hastane konukevi aşevi kütüphane olarak Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yapılmıştır.
***
Çocukluğumun bir kısmı Fatih’te geçti. Kâh acı çeşme kâh Draman çukuru. Yavuz Selim Edirnekapı.
***
Kariye çok ilginç gelirdi bana.  Gizemiyle camisiyle. Korkardık o sokağa girmeye. Harabeydi.                                                                                                                                     Stadın arkasında Altınay spor, Karagümrük, Vefa aşağıda, Ayvansaray gibi en az 50 takım vardı.
***
Çokta futbolla ilgim yoktur ya. Her gün stadın yanından Hattat Rakım ilkokuluna yürüyünce sabah akşam maç olurdu kimi zaman idman. Afişler de yazıları okurduk.
***
Hakan sineması birde kömürlük tabir ettiğimiz bodrumda kışlık sinema iki sinema var. Yazın nasıldı neydi anımsamakta zorlanıyorum şimdi. Amcaoğluyla metal bir çay tabağı aldık üstüne bir mum. Şu bildiğimiz beyaz mum. Kimin geleneğidir bize nereden gelmiş nasıl sürüyor şimdi bilemiyorum. Yaktık kapı kapı dolaşıyoruz yağ parası mum parası. Gelinlikli 25 kuruşlar var elli Kuruşta veren var. İki buçuk lira toplayınca ara verdik sinema parası çıkmıştı. Tabağında mumumda işi  bittiğinden fırlatıp doğru sinemaya. Çocuğuz ilkokula gidiyoruz. Kimseye haber vermemişiz. O zaman böyle cinayetler, hırsızlıklar, soyguncular, katiller, gangsterler yok. Çocuklar ikilere üçlere kadar gece yarıları sokaklarda.
***
Neyse sinemada yerimize oturduk mutluyuz. Eve gecikince hane halkı herkesi bir merak sarıyor. Çocuklar yok. O zaman kalabalık aileler var bu saçma sapan yalnız çekirdek aile tipi oluşmamış henüz.
***
Çoğunda panik. Şimdi doktor olan amcam gülerek sakin sakin merak etmeyin şimdi ben onları bulur getiririm diyor. Başka nereye gidecek çocuklar bir sinema var bir lunapark.
***
Çok gecikmişiz eve. Derken filmin sonlarına doğru karanlıkta iki el bizi kulaklarımızdan tuttu. Hadi bakalım eve gidiyoruz kafalarımız kalktı ooo amcamız. Korkumuz yok amcam dayak atmaz bize.
***
Sopadan kurtardık.  Evde nasılsa iyi bir azarla kurtarırız paçayı. Eve geldik girişte amcamın eli yine hafiften kulaklarda hadi doğru yatmaya haylazlar dedi bir daha haber vermeden bir yere gitmeyin. Hemen uyuduk korkudan. Tabi yaramazlıklar bitmedi.
***
Neden bu kadar kötü insan yoktu bu katiller eşkıyalar nereden ortaya çıktı bu hırsız katil soyguncular neredeydi. Niçin cinayetler işler insan canına kıyarlar aklım almaz. Bu kötülükler nerede gizliydi de ortaya döküldü.
***
Aslında çok daha başka şeyler anlatacakken başka şeyler geldi aklıma. Tercüman, Milliyet gazetelerini balkonlara savuran kapılara bırakan gazete dağıtan küçük çocuklardan, Bembeyaz francala ekmeği aldığımız Nişancı’daki fırından, zil çalarak gezen omuzunda asılı kaplarda yoğurt satan yoğurtçulardan, gece yarısı boza boza diye bağıran satıcılardan, şerbetçilerden, turşuculardan söz edecektim ancak şu meşhur yoğurtçu hikâyesiyle bugünlük bu kadarla yetineceğim. Halim hocanın hoşuna gider bu yazı.
***
Adamın biri kışın soğukta yoğurt satıyor. Bir vatandaşta camdan bakıyor ki yoğurtçu sokakta bir aşağı bir yukarı gezip duruyor hava da çok soğuk. Yoğurtçuyu çağırıp bütün yoğurdu alıyor. Karısı ne gerek var yoğurt ihtiyacımız yok. Boşuna israfçılar yapıyorsun müsrif adam diye çıkışıyor kocasına. Adam yoğurtçuyu yollayınca hanım diyor tamam biliyorum bizim yoğurt almaya ihtiyacımız yok ama adamın paraya ihtiyacı var ki bu buz gibi soğuk havada bir aşağı bir yukarı sokakta dönüp duruyor.
***
Bunlar çok geride kaldı neden. Hem Müslümanız deyip                hem gereğini yapmayan insanlar oldunuz.