Siyaset, ülkenin, toplumun, bireylerin sorunlarını çözme noktasında fikir ve düşünce üretme sanatıdır. Siyaset, insanları bir arada dostça ve kardeşçe yaşatabilmek için millet olma şuurunu beyinlere nakşedebilme bilgi ve becerisine sahip olan kişilerin yaptığı bir uğraş olmalıdır. Siyaseti, ayrıştıran değil birleştiren, uzaklaştıran değil, yakınlaştıran bir dili ustaca kullanabilenlerin yapabildiği bir hizmet üretme sanatı olarak konumlandırmak gerekir. Siyaseti, bir ülkenin, bir milletin geleceğini ipotek altına almak isteyen dâhili ve harici bedbahtları etkisiz kılma ve kendi varlığı ve gelecek tasavvurunu belirleme becerisi olarak anlamak gerekir. Siyaseti, devlet ve millet kaynaşmasını temin eden, gelecekte olması gereken yönünü ve istikametini planlayabilen, yerli ve milli değerlerinden kopmadan evrensel değerlere sahip çıkan bir anlayışla yapabilenlerin yaşayabildikleri bir kutsi görev haline getirmek gerekir. Gelecek öngörüsü olmayanların, akıl gözü görmeyenlerin, tarih ve kültürel bilinci olmayanların siyaset dışında tutulması gerekir.
***
Toplum olarak, millet olarak, devlet aklı olarak bütün bunları yapamadığımız için bugün, İslam dünyası, milletimizden gözü yaşlı ve hasretle yardım bekleyen mazlum milletler, Haçlı seferleri, Moğol istilası ve Osmanlı’nın yıkılışından sonra en büyük felaketlerini yaşıyorlar. Bugün nerede kan ve gözyaşı varsa, nerede parçalanmış bedenlerin arş-ı aladan yardım çığlıkları duyuluyorsa orası mutlaka bir İslam ülkesidir. Ülkemiz küresel şer çetelerinin çıkar çatışmalarının muharebe alanına çevrilmiş durumda. Her gün şehit haberiyle sarsılıyoruz. Bu küresel şer çetelerinin dâhili ve harici taşeronları okullarımızı yakıyor, mahallelerimizi bombalıyor, şehirlerimizi yakıp yıkıyor. Sokaklara açtıkları hendeklerle, sadece sokakları değil, gönülleri de birbirinden ayırıyor. Bugünlerde bizi biz yapan millet olma şuuru, birlik beraberlik ve kardeşlik hukuku artçı ve öncü depremlerle sarsıntılar geçiriyor. Milletimizin seçip meclise gönderdiği, en çok feraset ve akıl sahibi olması gereken Milletvekilleri Yüce Meclisin çatısı altında iyi bir sınav vermiyorlar. Buda yetmiyormuş gibi demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan muhalefet partilerinin genel başkanları, adeta kendi varlık nedenlerini inkâr edercesine, ülkenin birlik ve dirliğini bozacak açıklamalarını her gün dozunu biraz daha artırarak devam ettiriyorlar. Milletin kendilerine vermiş olduğu yetki çerçevesinde yapabilecekleri demokratik ve sivil bir Anayasa yapma talebini “kan davası “ haline getirmekten kaçınmıyorlar. Bu milletin genetik kodlarına uygun, evrensel kuralları dışlamayan yerli ve milli bir anayasa yapamayan bir siyaset kurumunun içine düştüğü durumu millet olarak anlamakta zorluk çekiyoruz. Ülke olarak aydınlık yarınlarımıza koşar adım yaklaşmanın heyecanından daha çok, kardeşlik adına, demokrasi adına, insanlık adına bir yılı daha kaybetmenin acısını yaşıyoruz.
***
Bu coğrafyayı kan, gözyaşı ve şiddetle yeniden şekillendirmeye çalışan küresel şer çetelerinin yakmış olduğu ateşe bu söylemlerle, bu toplumsal kamplaşmayla adeta odun taşıdığımızın farkında mıyız. Siyasetin dilini şiddete esir edenler, şiddeti siyasetin bir aracı olarak görenler ,şahsi ikballerini akan kana ve gözyaşına borçlu olanlar bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır.
***
Şunuda açıkça söylemeden edemiyorum. Brüksel ,Moskova ,Washington'dan emir alıp ,kendi vatanını ,kendi milletini yanan ateşe atanlar toplum vicdanında mahkum olacaklardır. Kan, gözyaşı ve şiddetle siyaset yapan, beslenen anlayış, açmış oldukları hendeklerde ve toplum vicdanında boğulacaklardır. İlçelerde kendilerine VEYL çukuru açanlar şunu iyi bilmelidirler ki Türk, Kürt ve bütün toplum el ele ,gönül gönül’e Dar’üs Selamda buluşacaklardır.