Siyasetin yapıldığı alanların olmazsa olmazları durumunda bulunan Partiler aracılığı ile başlayan süreç bizim gibi demokrasiyi henüz tam anlamı ile özümseyemeyen ülkelerde anında kamplaşmaya doğru gidince belli zamanlarda yüreğimizi yakan, içimizi acıtan hadiselerin meydana gelmesine vesile oluyor.
Türkiye’nin çok partili hayat geçmesi ile başlayan süreç içerisinde 1960 yılında “Başbakan ve Bakan idam eden ülke” olarak tarihe geçerken daha sonra belli aralıklarla yapılan İhtilaller sonucunda pek çok insanını idama, Cezaevlerine göndermek gibi hiçte hoş olmayan faaliyetler gerçekleştirildi.
12 Eylül 1980 ihtilali sonrası 1983 yılında yeniden Demokrasiye dönüldükten ve seçimler yapıldıktan sonra Türkiye’deki “siyasi kamplaşmanın” biteceği canımızı yakan, içimizi acıtan hadiselerin sona ereceği düşünülmüştü.
Ancak gelinen noktada Siyasetin bırakın hayatımızı kolaylaştırmasını her geçen gün daha da artan bir şekilde siyaset bizi kamplaştırıyor, bölüyor ve en yakınımızdaki insanlara bile nerede ise “Düşman” gözü ile bakmamıza vesile oluyor.
Dikkat edin bugünlerde siyaset bizi öylesine kıskıvrak yakalamış öylesine sarıp sarmalamış ki sabah uykudan uyanır uyanmaz başlayan tartışmalar bir türlü bitip tükenmek bilmiyor.
Bir taraftan siyaseten bizim fikirlerimizi benimsemeyen ve aynı dünya görüşünü paylaşmayan insanların bileklerini siyaseten bükmeye uğraşırken bir taraftan da “Avrupa Ülkeleri gibi olmalıyız, onlar gibi siyaset yapmalıyız” gibi hamasi nutuklar atıp duruyoruz.
Türkiye bugün siyaseten hiç olmadığı kadar ortadan ikiye bölünmüş durumdadır, Liderlerin seçmen kitlesini bir arada tutmak adına yaptığı siyasi konuşmalar kendi partililerini daha çok bir araya getirirken dışarıda kalan partililerinde karşısındakilere daha bir hırs ve hınç içerisinde bakmasına sebep oluyor.
Zaman zaman bir “Fındık kabuğunu doldurmayacak kadar önemsiz ifadeler” bir anda öylesine tamir edilemez noktalara kadar gidiyor ki sanırsınız dünyanın sonu geliyor, hayat bitiyor gibi bir algı yaratıyor.
Dikkat edin bu “Kamplaşmış siyaset” olgusu yüzünden insanlar her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor, karşısındakini yok sayan, en yakınındaki insanın bile fikirlerini kesinlikle önemsemeyen siyasi faaliyetler sonrası selam vereceğimiz insan sayısı bile günden güne azalıyor.
Sabahın erken saatlerinden itibaren başlatılan “Kırıcı dil siyaseti” sonrasında gün boyu verilen karşılıklı cevapların sonunun nereye gideceği ve nerede sonuçlanacağı belli olmaz iken dönüp bakıyoruz ki aradan yıllar geçmiş iktidardaki partiler değişmiş ancak Türk insanı özlediği hayat standardına bir türlü kavuşamamış.
Siyaset insan hayatını kolaylaştıracak adımları atmak için vardır, Avrupa’da yaşayan insanların sahip olduğu güzel yaşantının Türk insanına da sunulması adına siyasi faaliyet yapılması gerekirken yukarı da da belirttiğimiz gibi bir türlü içimizden atamadığımız “Hamaset” yüzünden gerektiği şekilde yol alamıyoruz.
Dünya gelişiyor, değişiyor, bu değişim ve gelişimin bize faydasının olması adına siyasetçilerin hamaset yerine dünya gerçeklerini anlatmaları, var olan ihtiyaçlarımızın giderilmesi adına adım atmaları, kullandıkları kırıcı ve öteleyici üslup yerine toparlayıcı bir dil kullanmaları ilk adım olmalıdır.
Aynı parti içerisinde bulunan insanların bile bölündüğü, bölünürken de nerede kavga edecek noktaya geldikleri bir ülkede durum maalesef hiç hesap edilemeyecek kadar kötüdür ve bu kötü durum sonucu var olan sorunlarımız bırakın düzelmeyi daha da tamir edilemeyecek noktalara gitmektedir.
Siyasi partilerin daha uzun bir süre hayatımızda olacağı düşünüldüğünde iş seçmenden çok siyasetçilere düşmektedir, Siyasetçinin kullanacağı dil bizim hayatımızı da bundan sonra olumlu yada olumsuz bir şekilde düzenleyeceğinden bizim ricamız var olan bu “kavgacı siyasetin” bir an önce terkedilerek normalleşmesidir.
Aksi takdirde zaman aleyhimize işlemeye başlamıştır ve o şekilde devam edecektir.