Kent okyanusun kıyısında kurulmuş bir sahil kenti. Beyaz şehir manasına geliyor kentin adı.
Fas’ta şehirlerin ayrı ayrı renkleri var. Her şehir ayrı bir renkte. Binaların tümü aynı renk . Biraz bizim Akdeniz şehirlerini andırıyor.
Faslılar diğer Araplara göre daha beyaz tenli. Bize de çok benziyorlar.
Mağribi hep merak ederdim. Demirel’in çok kullandığı bir söz vardı; Mağripten Maşrıka. Yani Fas’tan İran’ın Azerbaycan’ına kadar. Bunu yerinde görüp anladım. Ülke girişinde birkaç Dirhem aldık yanımıza. Fas’ın para birimi dirhem.Yaşlıların iki dirhem bir çekirdek dediği Fas’ın güzel kızları her halde.
2.Hasan cami okyanusa girilerek yapılmış müthiş bir ibadethane. Neredeyse Yüz bin kişiye hizmet verecek. Tabi Fransız mimar yapınca araya inanç ve kültürünü de serpmiş. Fas krallıkla yönetiliyor bu arada. Kralın her şehirde hatırı sayılır bir sarayı da var. Gitiği şehirdeki sarayında kalıyor gece.
***
Kazablankanın bu kadar meşhur olması orada çekilen ve adıyla aynı Amerikan filmiyle olmuş.
Yoksa Akdeniz’e ve Okyanusa bakan birbirine benzer şehirler oldukça fazla.
Yoksa Akdeniz’e ve Okyanusa bakan birbirine benzer şehirler oldukça fazla.
Tanca ise sakin bir şehir ve Akdeniz’den İspanyaya bakıyor. Ünlü gezgin İbn Battuta’nın şehri.
Okyanus kıyısındaki şehirlerdeyse daha hırçın kıyılar var. Kıyılardaki eski yapıların olduğu yerleşim birimlerine Medine yani eski şehir diyorlar.
Okyanus kıyısındaki şehirlerdeyse daha hırçın kıyılar var. Kıyılardaki eski yapıların olduğu yerleşim birimlerine Medine yani eski şehir diyorlar.
***
Daha içerlerde sahraya yakın. Yüksekliği 4000 metreyi bulan Atlas dağlarının dibinde Marakeş. Fes ve Meknes var. Beni mellal ve Esaurada büyük şehirler. Fes ve Meknes şehri Osmanlı eserlerinin olduğu bir şehirdir.
***
Mağrib Osmanlıda en batı manasına geliyordu toprakların en batısı. Avrupalılar buraya Müslüman anlamında Marokko diyorlar. Gelelim Fes şehrine.
Fes şehri bizim için çok şey ifade ediyor. Yıllarca Osmanlı imparatorluğunda başa kızılcık renkli fes giyilmiş. Sultan Hamid yukarı doğru küçülen Hamid’i fes takarmış. Püskülleri de meşhur Çeşitli fesler var. Osmanlı Devleti’nin geleneksel şer’i yapısı değişmeye, devletin batılılaşmaya başladığı bir dönemde II. Mahmut tarafından bir reform, bir modernleşme adımı olarak başa takılmaya başlanmıştır.
II. Mahmut Kaptanı Derya Hüsrev Paşa’nın Kalyoncu askerlerine giydirdiği Tunus feslerini beğenerek devlet mamurlarının da aynı başlığı kullanmasını istemiştir. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılınca kurulan Asaker-i Mansure-i Muhammediye ordusuna da fes giydirilmiştir. Yine bugün Haliç kıyısında bulunan ve 1826 yılında yapılan Feshane adlı binada askerlere hem fes hem üniforma üretilmiştir. Hereke Feshane’si de önemli bir yer tutar. 1832’den itibaren neredeyse herkes fes giymeye başlamıştır.
II. Mahmut, devlet memurlarına fes kullanımını zorunlu tuttuğunda dönemin bazı din adamlarının“ Sarığımızı çıkartmayız!”, “Kahrolsun fes!” diye diye bağırdıkları da, İngiliz tüccarlarının fes imalatı yapıp Osmanlıya sattıkları da, II. Mahmut’un fesin “dinen caiz olduğunu” belirten fetvalar yayınlatmak zorunda kaldığı da zayıf rivayetler arasındadır.
İlginçtir Cumhuriyet döneminde de Fes’i bırakıp zorla halka şapka giydiren yenilikçilere de gavur nitelendirmesi yapılmıştır.
Sultan Mahmut' un fesi kabul ettirirken yaptığı gibi Şapkanın da dinen caiz olduğu hakkında fetva verilseydi belki bir yığın insan öldürülmezdi.
Bir yığın zulüm olmazdı. Çok unutulmaz travmalara maruz kalan insanlar şapkaya da ; bu işi zorla şiddetle baskıyla zulüm haline getiren zihniyetlere de iyice düşman oldu. .
Bugün hala Anadolu da Karadeniz de şapka takmayanın başının kesildiği imajını silemiyoruz.
II. Mahmut Kaptanı Derya Hüsrev Paşa’nın Kalyoncu askerlerine giydirdiği Tunus feslerini beğenerek devlet mamurlarının da aynı başlığı kullanmasını istemiştir. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılınca kurulan Asaker-i Mansure-i Muhammediye ordusuna da fes giydirilmiştir. Yine bugün Haliç kıyısında bulunan ve 1826 yılında yapılan Feshane adlı binada askerlere hem fes hem üniforma üretilmiştir. Hereke Feshane’si de önemli bir yer tutar. 1832’den itibaren neredeyse herkes fes giymeye başlamıştır.
II. Mahmut, devlet memurlarına fes kullanımını zorunlu tuttuğunda dönemin bazı din adamlarının“ Sarığımızı çıkartmayız!”, “Kahrolsun fes!” diye diye bağırdıkları da, İngiliz tüccarlarının fes imalatı yapıp Osmanlıya sattıkları da, II. Mahmut’un fesin “dinen caiz olduğunu” belirten fetvalar yayınlatmak zorunda kaldığı da zayıf rivayetler arasındadır.
İlginçtir Cumhuriyet döneminde de Fes’i bırakıp zorla halka şapka giydiren yenilikçilere de gavur nitelendirmesi yapılmıştır.
Sultan Mahmut' un fesi kabul ettirirken yaptığı gibi Şapkanın da dinen caiz olduğu hakkında fetva verilseydi belki bir yığın insan öldürülmezdi.
Bir yığın zulüm olmazdı. Çok unutulmaz travmalara maruz kalan insanlar şapkaya da ; bu işi zorla şiddetle baskıyla zulüm haline getiren zihniyetlere de iyice düşman oldu. .
Bugün hala Anadolu da Karadeniz de şapka takmayanın başının kesildiği imajını silemiyoruz.
***
Gelelim her şeye maydanoz olan ve yolunda yürüdüğümüz Evliya çelebiye. Evliya Çelebi, XVII. asırda Cezayir leventlerinin al fesli olduğunu yazar. Evliya çelebi senden fazla gezdim ama senin gibi not tutmayı unuttum.
Daha Marakeş şehrinin o gizemli gecelerini yazamadım o da yarın inşallah.
Daha Marakeş şehrinin o gizemli gecelerini yazamadım o da yarın inşallah.