İnsan yaptığı işi severse, severek yaparsa bundan mutluluk duyuyor.                        
Doktor günde on on beş hastaya baksa daha huzurlu mutlu oluyor. Problemleri daha sağlıklı, daha anlayıp ona göre tedavi uyguluyor. Yoksa günde yüz hastaya, hatta bazen yüz ellide oluyor sanırım, bakmaya çalışınca ancak ‘neyin var
sorusunu sormaktan öteye geçemiyor. Bazen devlet hastanesinde muayene oluyorum ondan gözlemlediğim şeyi yazıyorum ‘nefes al ver' , 'sigara içme' dedim doktor ben hiç sigara içmedim ki. İlaçları kullan kontrole gel. Bütün konuşma bundan ibaret . Ve hastalığıma da çok şükür çözüm bulabilen olmadı.
Kaç doktor ve uzman doktor baktı muayene etti çözüm yok. Neyse bu ayrı mesele.
***
Hâkim bir günde altı davaya baksa daha adaletli olacak. Daha mutlu olacak. Gece yastığına başını koyduğunda iki dakikada huzurla uykuya dalacak. Acaba sorusu aklına gelmeyecek. Daha araştıracak soruşturacak dinleyecek. Ama günde otuzdan fazla davaya bakınca öğlen arası yemeğe bile çıkacak vakti olmayacak. İşte o zaman yeterince sağlıklı araştırma soruşturma yapamayacağından kuşkuda kaygıda kaldığı zamanlar olacak.
***
Öğretmen yirmi çocuğu eğitse daha mutlu olacak. Ama elli yıl önce altmış kişilik sınıflar hala aynı sayıdaysa başarısı düşecek. Altmış çocuğa birer dakika ayırsa yetmeyecek. Akşam evine giderken borcunu kirasını düşününce başarısı daha az olacak. Çocuklara gerektiği gibi davranamayacak. Tek tek sorunlarına inemeyince çözüm yoluna gidemeyecek.
***
Neyse daha çok meslek var aslında yazılacak. Ama bahsedeceğim bunlar değil .Mutlu olmaktan bahsedeceğim. Yakın zaman önce gazeteye bir arkadaş geldi. Ben makale yazıyorum diye. Ben de gönder okuyayım dedim. Biraz eleştirdim sert eleştiride bulunuyorum aslında. İlk muhabirliğimde doksanlı yıllar haberimi yazardım elle, kalemle sonra daktiloya çekerdik. Hemen alıp şefe sunardım. Şef yüzüme bakar gülümser aferin güzel olmuş der, kapının ardındaki çöp sepetini gösterirdi al gel diye işaret ederdi. İlk önce anlamaz safça çöpü getirirdim. Psikolojik durumuna göre ya buruşturduğu haberimi çöpe atar yada sinirliyse kağıdı paramparça eder öyle çöp sepetine atardı. Ben de sessizce çöpü aynı yerine bırakır dışarı çıkardım. Aslında iyi davransa bende tembelleşecek kendimi geliştirmeyecektim. Bu kötü alışkanlıkla bende çöpe atmıyorum ama kıyasıya eleştirmekten de geri durmuyorum. İşte bu arkadaşlardan birisinin yazılarını beğendiğimden iki defadır haftada bir köşeme misafir yazar aldım. Mutlu oldu yazdıklarının beğenilmesinden. Bende ona yer vermekten mutlu oldum. Güzel şeyler yazıyor anlatıyor ifade ediyor.
***
İnsan yeni başlayan birisinin ilerlemesinden mutluluk duyuyor. Bende ilk başladığımda beni yazmaya teşvik eden arkadaşımı şimdi daha iyi anlamaya başlıyorum.
***
İnsanın sevdiği işi şeyleri yapması mutluluk veriyor kendisine.
***
Zorla yapılan bir yemek düşünün. Zorla tıraş eden bir berber, zorla muayene eden doktor, zorla meyve sebze satan bir manav, et satan kasap ,ütü neyse hangi işse yani hep kötü olur.
***
İnsan sevdiği işi yapmalı. Ama ne yazık ki ancak son yıllarda çocukların yeteneğine göre eğitim başlıyor. Hep zorla istemediği meslekler okudu bu yurdun çocukları. İstemediği işleri yaptılar. Ve hep mutsuz oldular.
Şimdi sevdiğim işi yapınca ,insan sevdiği işi yapmalı diyorum.
***
Mutlu olmanın ilk şartlarından biri, sevdiği işi yapmak.
***
Mutlu olabilmek kolay aslında zorlaştıran bizleriz.