Dün, Kudüs’ün fethini anlatan, bir film izledim. “Cennetin Krallığı” savaşı kaybetme noktasında olan, haçlı komutanı, Selahaddin Eyyübi’ye: “Hristiyanlar bu şehri aldığında, şehirde ki her bir Müslüman’ı katletti” diyordu. ‘Sizde tüm Hristiyanları katledeceksiniz.’ Aldığı cevap ise; “Ben onlar değilim, ben Selahaddin’im.” İdi.

Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’te kazandığı savaşın, en büyük ortağı, yardımcısı, Kürtlerdi. Alparslan, onlara ‘amcaoğlu’ diyordu. Birlikte savaştılar ve Anadolu’yu Müslümanlara yurt yaptılar.

İbn-i Haldun mukaddimesinde, Selahaddin Eyyübi’nin Yemen ve Himyeri vilayetinde ki atalarından bahsediyordu. Kudüs fatihi Selahaddin Eyyübi’nin çığrından çıkmış torunlarından bir kısmı, bu coğrafyanın doğusunda, kan döküyorlar. Koca Mısır sultanı Selehaddin Eyyübi, 1200’lü yıllara kadar yönettiği bölgesini, haçlılar ile savaşıp aldığında, torunlarından bir kısmının, günümüzde, yurtlarını ayrıştırmak, küçültmek, bölmek isteyeceklerini, aklından bile geçirmezdi.

Evet, şu tarihi gerçeği göz ardı edemeyiz. Bu ülkede, geçmişte Müslümanlara, Milliyetçilere, Ülkücülere, Devrimcilere, Kürtlere, Azınlıklara çok büyük mağduriyetler yaşatan iktidarlar geldi. Geldi ama solukları çok uzun olmadı. Geldi, geçtiler. Birçok fikir, düşünce, aksiyon, asimilasyona uğradı. Fiziki saldırılara maruz kaldı. Çeşitli işkenceler gördü. Bunun sonucunda, Anadolu coğrafyasında ki halkın, bilinç altın da, hüzün ve acı kaldı. Bu nedenle, günümüzde öyle ayrışmış, ötekileşmişiz ki, kardeşlik, barış, huzur, adalet çağrıları, bu travmaları yaşayan tüm insanlara, tatlı bir masal, acı bir hikaye gibi geliyor.

Kürtler, eşit vatandaşlık istiyor söylemine gelince. Bu anlayışı akıl almıyor doğrusu. Bu ülkenin, Cumhurbaşkan’ı, Genel Kurmay Başkan’ı, Başbakan’ı binlerce Milletvekili, yüzlerce Bakanı, Belediye Başkanı Kürt olmuş. Bürokratlar, ne yana baksan Kürt. Müdürümüz Kürt, İşverenimiz Kürt, memurumuz Kürt, Doktorumuz Kürt, hukukçumuz Kürt, dayımız Kürt, halamız Kürt, hısım akraba Kürt. Peki, nasıl oluyor da eşit vatandaş olmuyorlar. Aklı başında tüm Kürtler, bu teoriye gülümsüyor. Hiçbir Kürt’ün Türk’ten, Türk’ün Kürt’ten alıp veremediği yok. İş arkadaşıyız, yol arkadaşıyız, ev arkadaşıyız, oda arkadaşıyız, okul arkadaşıyız, hapishane arkadaşıyız, türkü arkadaşıyız, kader arkadaşıyız.

Belki, olan şu, o, Selahaddin Eyyübi’nin bozguna uğrattığı, haçlı ordusu, yüzyıl önce yarım bıraktığı ayrıştırmayı, yüzyıl sonra bizi, yeniden birbirimize düşürmek, parçalamak, bölmek için elinden geleni yapıyor. Milliyetçilik akımlarını körüklüyor. Birbirine düşürmek istediği halklara, elinde ki süresi dolmuş silah ve mermileri, insanlar birbirlerini öldürsünler diye, kimi zaman ücretsiz dağıtıyor, kimi zaman parayla satıyor. Aklı başında insanlar, milliyeti ne olursa olsun, sağduyuyla yurdunu düşünen insanlar, bu oyuna gelmemeleri lazımken, bazen, tahammülsüzleşiyor. Haçlı bu zayıf noktayı iyi biliyor ve oradan, kalenin içine sızıyor.

Şimdi, soru şu. Selahaddin Eyyübi’nin torunları, kendilerine bırakılar yurdun, bölünmesine, ayrışmasına, parçalanmasına, insanların, kadın, çoluk çocuk, bir ölümden, başka bir ölüme kaçmasına, insan hayatlarını, paramparça eden, bu ölümcül sahnelere izin verecekler mi?

Yoksa, Alparslan’ın Malazgirt’te yan yana, omuz omuza savaştığı amcaoğulları, bu kötü oyuna gelmeden, ‘ben Selahaddin’im’ diyerek, haçlı saldırısına karşı durup, tek yurt olarak kalacaklar mı?

Bekleyip göreceğiz.

Bu arada, filmin sonunda, iki komutan ayrılırken, haçlı komutanı ‘Kudüs, senin için ne anlam ifade ediyor sorusuna, önce ‘hiçbir şey’, birkaç adım sonra, arkasını dönüp, ‘her şey’ diyordu.