Yaşadığım, bir yürüyüştü ıssızlığa, sessizliğin ülkesine. Senin olmadığın yerlerde yeşeren bir ıssızlık ve sessizlikti aradığım. Sen vardın, kalabalıklaştım ve çoğaldıkça eksildi bir şeyler kendimden. Eksilenlerimi toplamaktı serüvenimin tam adı. Seninle eksilenler, sensizlikle tamamlanıyordu bir şekilde.
Yürüdüm, aksatmadan ve atlamadan bütün şehirleri tek tek, her olmadığın şehirde biraz daha tamamlandım. Biliyordum, yolun sonunda bütün kaybettiklerimi bulacaktım elbette. Ve işte bu son noktada sen olacaktın, seni bulacaktım tükendiğim son anda. Tamamlanmak tükenmeyi getirecekti beraberinde. Tükenmemem adına uzatacaktın elini tüm zamanlara, tuttuğum elin eksilmemi sağlasa da sonuçta tükenmemin de engeliydin. Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgi sendin.
Aşıktım, bir kez daha söylüyorum yüksek sesle, emin olmak ve emin kılmak için: Aşıktım sana, yani yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgiye. Eksilmeye, tükenmeye... Zamanın uçup terketmesine ve özgürleştirmesine aşıktım. Çocuktuk, özgürdük sınırsızca, yaklaşmıştık sonsuzluğun ışığına, biraz daha özgürleşsek tutacaktık onu belki de. Ama genç olduk, unuttuk özgürlüğü, sınırlandık her geçen gün, tutsak olduk bedenlerimize. Biraz uzansak tutacağımız o ışık gittikçe uzaklaştı bizden ve isteklerimizden, gitti, gitti, ufukta bir nokta şeklinde kaldı. Onu görüyorduk, ama o kadar uzaktı ki cesaretimiz kalmamıştı artık, ona varmak çocukluktan kalma bir düştü sadece, hatırlandıkça iç geçirilen bir düş işte.
Bildim, ışık oradaydı nokta da olsa, uzak da kalsa orada bekliyordu bizi. Çocukluk geri gelmesi mümkün olmayan bir zamanda kaldığına göre ona ulaştıracak yegane şey aşktı. Aşk da tıpkı çocukluk gibi özgürleştiriyordu insanı. Kural buydu, ışık aşkın çocuğuydu, aşkın özgür çocuğu. Özgürlük aşkla gelirdi, ışığı da sürüklerdi peşinden.
Gözledim, uzun geceler ve uzun seneler boyunca. Ufukta gözledim o noktayı, sabırla bekledim büyüyeceği ve bana yaklaşacağı zamanı, özgürleşeceğim anı.
Dostumdun, bana hikayeler anlatırdın, sonu olmayan. Sonsuz hikayelerinin sürdüğü bir akşam, bulutların kızıla çaldığı o akşam, birlikte bu doyumsuz manzaranın seyrine daldığımız anda birden gözlerim o noktaya kaydı. İnanamadım, beni yanıltıyor olmalıydı gözlerim, ufuktaki ışık biraz daha büyümüş geldi gözüme, sana gösterdim, bunu tanıyor musun diye sordum biraz mahçup. Tek cümleydi cevabın: "Evet o benim çocuklukta bıraktığım ışığım!!!"
Işığımdın, bilemezdik aynı ışığa yürüdüğümüzü ve aynı özgürlüğü özlediğimizi...
Yürüyüş sürmeli...
Ne dersiniz?...